KUR’AN’IN YABANCI KELİME DAĞARCIĞI VE
RAḤMĀNĀʾ’DAN ER-RAHMÂN’A:
FİLOLOJİK, EPİGRAFİK VE TARİHSEL BİR DEĞERLENDİRME
…
İsmail Karaçam
Emekli Gazeteci, Eğitimci, Bağımsız Tarih Araştırmacısı
Haziran 2026
….
ÖZET
Bu çalışma, Kur’an’ın dilsel katmanlarını üç temel eksen üzerinden incelemektedir: (1) Arthur Jeffery’nin The Foreign Vocabulary of the Qur’an (1938) adlı eserinde sistematize ettiği yabancı kökenli sözcük dağarcığı; (2) Aramice raḥmānāʾ terimiyle Kur’anî “er-Rahmân” arasındaki geçiş hattının epigrafik-filolojik boyutu; (3) John Bar Penkaye’nin Süryanice kroniğinin erken İslam’a dair dışsal tanıklığı ve Kâbe’nin monoteist dönüşüm sürecindeki konumu. Kur’an’ın kendi metnindeki dilsel öz-farkındalık (en-Nahl 103; el-Furkân 60), bu araştırmayı yalnızca dışsal bir dilbilim eleştirisinden çıkarıp metnin öz-referansiyelliğiyle kesişen özgün bir alana taşımaktadır. “er-Rahmân” ifadesinin Filistin sinagog yazıtlarından Güney Arabistan Himyer epigrafisine ve oradan Hicaz Arapçasına uzanan dilsel aktarım zinciri, yalnızca terminoloji transferi değil, çok katmanlı bir teolojik hibritleşme sürecinin somut dil-izi olarak değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Jeffery, yabancı kelimeler, Kur’an filolojisi, raḥmānāʾ, er-Rahmân, Kâbe, İslam’ın doğuşu, Bar Penkaye, Himyer epigrafisi, dilsel hibritleşme.
1. GİRİŞ: BİR METNİN DİL BELLEĞİ VE TARİHSEL ARKAPLAN
Kur’an metni, indiği toplumun dilsel evrenini aşan kelimeler içermektedir. Bu durum, klasik İslam dilbilimcileri tarafından da fark edilmiş; bir kısmı “Kur’an’da yabancı kökenli kelime bulunmaz” tezini savunurken diğerleri bu yabancı unsurları “Araplaşmış” (muarrab) kelimeler olarak kabul etmiştir. 20. yüzyılın başında Arthur Jeffery, bu tartışmayı Batı filolojisinin karşılaştırmalı dil yöntemleriyle yeniden çerçeveleyerek The Foreign Vocabulary of the Qur’an (1938) başlıklı monumental çalışmasını kaleme almıştır. Öte yandan, Kur’an’ın en yoğun teolojik yüklü isimlerinden biri olan “er-Rahmân” ifadesinin linguistik kökeni, Aramice ve Himyer epigrafisi üzerinden bağımsız biçimde takip edilebilmektedir. Bu iki kaynak, Arabistan’daki monoteist dönüşümü anlamak için John Bar Penkaye’nin erken İslam’a dair Süryanice tanıklığı ve Kâbe’nin tarihsel evrimiyle birlikte bütüncül bir perspektif sunmaktadır.
2. JEFFERY’NİN THE FOREIGN VOCABULARY OF THE QUR’AN ADLI ESERİ
2.1. Eserin Kapsamı ve Yöntemi
Arthur Jeffery (1892-1959), 1938 yılında yayımlanan çalışmasında Kur’an metnindeki 300’den fazla Arapça olmayan kökenli kelimeyi titiz bir filolojik metodoloji içinde kataloglamıştır. Çalışma, her madde için etimolojik geçmişi, Süryanice, Aramice, İbranice, Farsça, Habeşçe (Ge’ez) ve Yunanca kaynak formlarını, klasik İslam dilbilimcilerinin görüşlerini ve Kur’an’daki kullanım bağlamlarını sistematik biçimde sunar.
Jeffery’nin yöntemi, Nöldeke’nin Süryanicizm tespitleri ve Fraenkel’in Aramice ödünçlemeler çalışması gibi önceki filolojik birikimi tek bir hacimli referans eserine derleyip genişletmesi bakımından özgündür. Çalışmanın temel tezi şudur: Kur’an’ın dilsel evreni, Arabistan Yarımadası’nın 6. ve 7. yüzyıllardaki çok dilli, çok dinli iletişim ağlarını yansıtmaktadır; bu ağların başlıca aktarım kanalları Süryani Hristiyan misyonerleri, Yahudi ticaret toplulukları, Habeş kilise çevreleri ve Pers saray kültürüdür.
2.2. Başlıca Kaynak Diller ve Örnek Sözcükler
Jeffery’nin tespitlerine göre Kur’an’daki yabancı kökenli sözcüklerin büyük çoğunluğu Süryanice ve Aramiceden gelmektedir. Dinî terminoloji özellikle dikkat çekicidir: فردوس (firdavs/cennet) Farsça pairidaeza’dan; قسيس (kısıs/rahip) Süryanice qashisha’dan; صراط (sırât/yol) Latince strata’dan; زكاة (zekât) Süryanice zakuta’dan; قرآن (Kur’an/okuma, vahiy) ise Süryanice qeryana’dan türetilmiş ya da bu formlarla iç içe geçmiş kelimeler olarak belirlenmiştir. Bu tespitler, söz konusu kelimelerin yalnızca fonetik biçim değil, anlam yükü itibarıyla da kaynak dillerindeki teolojik bağlamlarını kısmen taşıdığını göstermektedir.
2.3. Kur’an’ın Öz-Tanıklığı: en-Nahl 103 ve el-Furkân 60
Jeffery’nin çalışmasını özgün kılan boyutlardan biri, Kur’an metninin bizzat kendi içinde bu dilsel çoğulluğa işaret etmesidir. en-Nahl suresinin 103. ayetinde, Peygamber’in vahyi bir beşerden öğrendiğini ileri süren muhalif ses aktarılır ve bu itham reddedilir: muhatap aldığı dilin “açık ve yalın Arapça” (“lisânun ʿArabiyyun mubîn”) olduğu vurgulanır. Bu pasaj, 7. yüzyıl Mekke’sinde yeni vahyin yabancı dil etkisiyle gelen bir mesaj olabileceğine dair toplumsal algının fiilen var olduğunu belgeleyen bir öz-referanstır.
el-Furkân suresinin 60. ayetindeki tanıklık ise doğrudan “er-Rahmân” ismiyle ilgilidir. Kureyşlilerin “er-Rahmân kimdir?” biçimindeki tepkisi, bu ismin en azından bir kesim tarafından yabancı ya da alışılmamış olarak algılandığını ortaya koymaktadır. Bu pasaj, hem Jeffery’nin filolojik argümanı için hem de raḥmānāʾ’dan er-Rahmân’a uzanan geçiş tartışması için birincil bir iç kanıt niteliği taşımaktadır.
3. RAḤMĀNĀʾ’DAN ER-RAHMÂN’A: EPİGRAFİK VE FİLOLOJİK GEÇİŞ HATTI
3.1. Aramice raḥmānāʾ ve Sinagog Yazıtları
“er-Rahmân” isminin dilsel kökeni, Aramice raḥmānāʾ (רחמנא) terimine dayanmaktadır. Bu terim, Filistin sinagog yazıtlarında ve dini metinlerde Tanrı’ya yönelik bir hitap formu olarak sistematik biçimde kullanılmıştır. Aramice sözcüğün temelindeki r-ḥ-m kökü (“merhamet etmek, şefkat göstermek”) hem İbranice raḥum/raḥamim formlarıyla hem de Arapça r-ḥ-m köküyle köken ortaklığı taşımaktadır; bu durum üç Sami dilinin ortak bir proto-Sami mirasını paylaştığını göstermektedir.
3.2. Himyer Yazıtlarında Raḥmānān Kültü
Güney Arabistan Himyer Krallığı yazıtları, raḥmānāʾ’nın bölgesel bir ilahî isim olarak nasıl kökleştiğini somut epigrafik verilerle belgelemektedir. Ma’rib’den Fa 74/3 yazıtı (Temmuz 504), Tanrı’yı “rḥmnn mtrḥmn” (“Merhametli olan Merhametli”) biçiminde anar. Necran’dan Ja 1028/11 (Temmuz 523) ise Raḥmānān’ı açıkça “rḥmnn ʿlyn” — “Yahudilerin Rabbi” — şeklinde tanımlar.
Söz konusu geçiş hattı şu şekilde özetlenebilir: Filistin sinagog Aramicesi → Güney Arabistan Himyer yazıtları → Hicaz dini terminolojisi → Kur’anî er-Rahmân. Bu zincirin her halkası bağımsız epigrafik ve filolojik kanıtlarla desteklenmekte; Kâbe’nin de bu süreçte kritik bir coğrafi-teolojik kavşak işlevi gördüğü anlaşılmaktadır.
4. JOHN BAR PENKAYE’NİN TANIKLIĞI: ERKEN İSLAM’A SÜRYANİCE BİR PENCERE
4.1. Bar Penkaye: Kim, Ne Zaman, Nerede?
John Bar Penkaye (Yuhanna Bar Penkaye), yaklaşık MS 687-690 yıllarında kaleme aldığı Ktābā d-rēš mellē (“Tarihin Başlıkları” ya da “Tarihsel Özetler Kitabı”) adlı Süryanice kroniğiyle tanınan, Kuzey Mezopotamya’da Tur Abdin bölgesinden bir Doğu Kilisesi rahibidir. Eserin XV. kitabı, Arap fethine bizzat tanıklık etmiş biri olarak erken İslam hakkındaki ilk kuşak dışsal kaynaklar arasında en özgün ve en kapsamlısı sayılmaktadır.
4.2. Bar Penkaye’nin Arapları ve İslam Tasavvuru
Bar Penkaye, Arapları “çölden çıkıp her yeri ele geçiren” bir güç olarak tasvir ederken onlara yönelik tavrı beklenmedik biçimde olumludur: Onları “hukuk ve adalet sahibi insanlar” (Süryanice: bnay namus) olarak nitelendirir; bu ifade, Talmudik hukuk terminolojisinde namus kavramıyla belirgin bir örtüşme taşır.
Bar Penkaye, Hz. Muhammed’in öğretisini açıkça “gökten gelen” bir vahiy olarak tanımlar ve Arapların Hristiyan, Yahudi ve diğer toplulukların dini pratiklerine büyük ölçüde dokunmadığını kaydeder. Anlatısındaki bu tolerans vurgusu, Doctrina Jacobi’nin polemik tonuyla keskin bir karşıtlık oluşturmaktadır. Bar Penkaye için Arap fetihleri, Bizans’ın Doğu Kilisesi’ne yönelik Kadıköy sonrası mezhepsel baskısından bir kurtuluş olarak da okunabilir.
4.3. Bar Penkaye ve Hicaz’daki Talmudik Miras
Bar Penkaye’nin anlatısında özellikle vurgulanan bir husus, yeni dinin Arap kabile geleneklerini değil, belirli bir monoteist hukuki çerçeveyi esas almasıdır. Bu hukuki çerçevenin Mezopotamya’nın büyük yeşivalarından (Sura, Pumbedita) Hicaz’a taşındığı; miras hukuku, gıda yasakları ve ibadet düzenlemeleri aracılığıyla kabile yapılarına nüfuz ettiği, Bar Penkaye’nin betimlemesiyle örtüşmektedir. Babil Talmudu’nun nihai redaksiyonu olan 6. yüzyıl saborâim döneminin, bu aktarımın en yoğun yaşandığı çağa denk gelmesi tesadüf değildir.
5. KÂBE: POLİTEİZMDEN MONOTEİST MEKÂNA TEOLOJİK BİR DÖNÜŞÜM
5.1. İslam Öncesi Kâbe: Çok Tanrılı Bir Merkez
İslam öncesi Kâbe, Mekke’nin merkezinde yer alan ve çok sayıda kabile ilahının heykelini barındıran bir hac ve ticaret merkezi olarak işlev görmekteydi. İslami anlatıma göre fetih öncesinde Kâbe’de 360 put bulunmaktaydı. Ancak Kâbe, aynı zamanda “el-Lât”, “el-Uzzâ” ve “Menât” gibi “kızlar” kültünün yanı sıra, “Allah” (el-İlâh) adıyla anılan tek bir yüce varlığa yönelik muğlak bir monoteist eğilimin de mekânıydı; bu durum araştırmacıların “henoteizm” ya da “proto-monoteizm” kavramlarıyla tartıştığı bir alandır.
5.2. Kâbe’nin İbrahimî Çerçevesi ve Monoteist Mirasın Talebi
Kur’an, Kâbe’yi (el-Beyt) Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşa edilmiş bir “tevhid mekânı” olarak konumlandırır (Bakara 2:127). Bu çerçeveleme, Kâbe’yi çok tanrıcılıkla bozulmuş olsa da özü itibarıyla İbrahimî monoteizme ait bir miras olarak sunar. Söz konusu teolojik sahiplenme, Kur’an’ın dilsel evrenindeki İbrahimî ortak köken vurgusuyla —Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların ortak ata Hz. İbrahim’e atıfla birleştirilmesi— birlikte okunduğunda, yeni dinin kendisini hem özgün bir vahiy hem de kadim bir geleneğin yeniden kurucusu olarak tanımladığı özgün teolojik stratejiyi açıklar.
5.3. Kâbe’nin Kıble Dönüşümü: Kudüs’ten Mekke’ye
Hz. Muhammed’in Medine döneminin ilk aylarında kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye çevrilmesi (Hicri 2. yıl / MS 624), salt pratik bir yön değişikliğinin çok ötesinde teolojik bir kırılma noktası anlamına gelmekteydi. Bu adım; İslam’ın Yahudi ve Hristiyan topluluklardan ayrı ve bağımsız bir kimlik oluşturma sürecinin en belirgin sembolik ifadesi olarak okunmaktadır. Kâbe, bu kıble dönüşümüyle birlikte yalnızca bir ibadet mekânı değil, tüm İslam coğrafyasının yöneldiği teolojik-kozmolojik bir merkez konumuna yerleşmiştir.
6. İSLAM’IN DOĞUŞU: TEOLOJİK HİBRİTLEŞMENİN SENTEZ NOKTASI
6.1. Arabistan’daki Monoteist Birikim ve Hz. Muhammed’in Mesajı
6. ve 7. yüzyıl Arabistan’ında İslam’ın doğuşu, boş bir teolojik alana ansızın inen bir mesaj olarak değil, Himyer monoteizmi, Yahudi Halakha geleneği, Hristiyan—özellikle Süryani— mistisizmi ve yerli Hicaz kabile dinîliğinin sentezlendiği uzun soluklu bir birikimin üzerine oturan bir vahiy hareketi olarak anlaşılmalıdır. Hz. Muhammed’in ilk çevresinde yer alan “hanifler” (monoteist arayış içindeki Araplar) ile Varaka ibn Nevfel gibi Hristiyan bilgelerinin varlığı, bu birikimin elle tutulur boyutunu yansıtmaktadır.
6.2. Kur’an’ın Arapça İddiası ve Yabancı Kökenlerin Entegrasyonu
Kur’an’ın kendisini “apaçık Arapça” olarak tanımlaması (bk. §2.3), yabancı kökenli sözcüklerin varlığıyla çelişkili görünse de aslında tutarlı bir teolojik tutumu yansıtır: Mevcut dilsel malzeme —Aramice, Süryanice, İbranice kökenli sözcükler dahil— Arap dili bünyesine organik biçimde işlenmiş ve böylece “evrensel mesajın yerel ifadesi” yaratılmıştır. Jeffery’nin katalogladığı yabancı sözcükler, bu entegrasyon sürecinin filolojik haritasını sunar.
6.3. Araplar ve Yeni Din: Fetihten Medeniyete
Hz. Muhammed’in 632’deki vefatının ardından başlayan Arap fetihleri, Bar Penkaye’nin tanıklığında açıkça görüldüğü üzere, yerleşik topluluklar tarafından çoğunlukla yıkıcı değil, kurtarıcı bir güç olarak algılanmıştır. Bunun temel nedeni, yeni dinin önceki inanç topluluklarıyla “Ehl-i Kitap” statüsü üzerinden bir arada yaşama protokolü geliştirmesiydi.
İslam medeniyetinin 7. ve 8. yüzyıllardaki hızlı kurumsal gelişimi, salt askeri fethin ötesinde bir kültürel entegrasyon kapasitesini yansıtmaktadır. Himyer’den devralınan monoteist örgütlenme modeli, Mezopotamya’nın Talmudik hukuk geleneği, Süryani entelektüel mirası ve Hicaz’ın özgün kabile dayanışması; İslam medeniyetinin kurucu sentezini oluşturan başlıca bileşenler olarak sıralanabilir. Bu perspektiften bakıldığında, Jeffery’nin katalogladığı yabancı kelimeler ve raḥmānāʾ’nın er-Rahmân’a dönüşümü, yalnızca dil tarihinin verileri değil, bu büyük sentezin görünür izleridir.
7. GENEL DEĞERLENDİRME: DİL, DİN VE TARİH
Bu çalışmada ele alınan dört eksen —Jeffery’nin yabancı kelimeler kataloğu, raḥmānāʾ’dan er-Rahmân’a geçiş hattı, Bar Penkaye’nin dışsal tanıklığı ve Kâbe’nin teolojik dönüşümü— birbirini tamamlayan analitik perspektifler sunmaktadır. Jeffery’nin kataloğu, Kur’an’ın çok dilli bir iletişim ortamında şekillendiğini geniş bir örneklemle kanıtlarken; raḥmānāʾ örneği bu genel tablonun en iyi belgelenmiş vaka çalışmasını oluşturmaktadır. Bar Penkaye’nin tanıklığı, yeni dinin çevresindeki topluluklar tarafından nasıl algılandığını birincil Süryanice bir kaynakla belgelerken; Kâbe’nin dönüşüm süreci, İslam’ın mekânsal-sembolik kimlik inşasının somut odağını temsil etmektedir.
Bu dört perspektifin kesişim noktasında şu sonuç belirmektedir: İslam’ın 7. yüzyıl Arabistan’ındaki doğuşu, öncesiz ve sonrasız bir kopuş değil; birden fazla monoteist geleneğin uzun süreli etkileşiminin ürettiği, dilsel-teolojik olarak belgelenebilir bir sentezin vahiy boyutuyla birleşmesinden oluşan çok katmanlı bir tarihsel olgudur.
8. SONUÇ
Arthur Jeffery’nin The Foreign Vocabulary of the Qur’an (1938) adlı çalışması, raḥmānāʾ’dan er-Rahmân’a uzanan filolojik-epigrafik geçiş hattı, John Bar Penkaye’nin Süryanice kronik tanıklığı ve Kâbe’nin İslam öncesinden İslam’ın kurucu mekânına dönüşüm süreci; Kur’an’ın dilsel katmanlarını ve İslam’ın tarihsel arka planını anlamak için birbirini zorunlu biçimde tamamlayan dört referans eksenini oluşturmaktadır. Bu çalışma, söz konusu eksenler arasındaki yapısal bağlantıları ortaya koyarak, erken İslam tarihine ilişkin indirgemeci okumaların —hem “salt içsel” hem de “salt dışsal” yaklaşımların— yetersizliğini göstermeyi amaçlamıştır. Kur’an’ın kendi öz-tanıklığı (en-Nahl 103; el-Furkân 60) bu bütünleşik okuma için en sağlam hareket noktası olmaya devam etmektedir.
KAYNAKÇA
[I. Antik ve Ortaçağ Kaynaklar]
Bar Penkaye, John (Yuhanna). Ktaba d-res melle (Tarihin Ozeti). Kitap XV. Suryanice Ms. Berl. Sachau 306. Ing. ceviri ve yorum: Sebastian Brock, ‘North Mesopotamia in the Late Seventh Century: Book XV of John Bar Penkaye’s Ris Melle.’ Jerusalem Studies in Arabic and Islam 9 (1987): 51-75.
Doctrina Jacobi nuper baptizati. Eleştirel baskı: Dagron, G. ve Deroche, V. (haz. ve cev.). Travaux et Memoires 11 (1991): 17-248.
Josephus Flavius. Antiquitates Judaicae. MS 1. yuzyil. Ing. ceviri: William Whiston. Edinburgh: Nimmo, 1867.
Kur’an-i Kerim. Turkce meal: Diyanet Isleri Baskanligi. Ankara: Diyanet Isleri Baskanligi Yayinlari, 2012.
II. Modern Akademik Literatür
[26] Jeffery, Arthur. The Foreign Vocabulary of the Qur’an. Baroda: Oriental Institute, 1938.
[27] Aramice rahmana’nin Filistin sinagog yazitlarindaki kullanimi ve Guney Arabistan uzerinden er-Rahman’a gecisi. Krş. Robin, C. J. ‘The Judaism of the Ancient Kingdom of Himyar.’ Cambridge: Open Book Publishers, 2021, bol. 7.
Crone, Patricia. Meccan Trade and the Rise of Islam. Oxford: Blackwell, 1987.
Donner, Fred M. Muhammad and the Believers: At the Origins of Islam. Cambridge, MA: Harvard University Press, 2010.
Fraenkel, Siegmund. Die aramaischen Fremdwoerter im Arabischen. Leiden: Brill, 1886.
Hoyland, Robert G. In God’s Path: The Arab Conquests and the Creation of an Islamic Empire. Oxford: Oxford University Press, 2015.
Hoyland, Robert G. Seeing Islam as Others Saw It. Princeton: Darwin Press, 1997.
Noldeke, Theodor. Neue Beitrage zur semitischen Sprachwissenschaft. Strassburg: Truebner, 1910.
Peters, F. E. Muhammad and the Origins of Islam. Albany: SUNY Press, 1994.
Robin, C. J. ‘Before Himyar: Epigraphic Evidence.’ Arabs and Empires before Islam. Ed. Greg Fisher. Oxford: Oxford University Press, 2015, ss. 90-126.
Robin, C. J. ‘The Judaism of the Ancient Kingdom of Himyar in Arabia.’ Diversity and Rabbinization. Cambridge: Open Book Publishers, 2021, bol. 7.
Shahid, Irfan. Byzantium and the Arabs in the Sixth Century. Washington D.C.: Dumbarton Oaks, 1995.
Wegner, Judith Romney. ‘Islamic and Talmudic Jurisprudence: The Four Roots of Islamic Law and Their Talmudic Counterparts.’ American Journal of Legal History 26, no. 1 (1982): 25-71.

