Klasik Dönem İslam Kroniklerinde “Ekrâd” Teriminin Semantik Kapsamı ve Tarihsel Coğrafyası
●■●
Hazırlayan: İsmail Karaçam
Emekli Gazeteci, Eğitimci, Bağımsız Tarih Araştırmacısı
●■●
Özet
Bu çalışmada, 9. ve 13. yüzyıllar arasındaki birincil Arap coğrafyacılığı, İslam kronikleri ve saray vesikaları ışığında “Ekrâd” teriminin gerçek muhtevası incelenmiştir. Modern literatürün etnik şablonlarla geriye dönük okumalarının aksine; klasik dönem kaynaklarında “Ekrâd” kelimesinin etnik bir homojenliği değil, “dağlı, konar-göçer, çadırda yaşayan ve hayvancılıkla geçinen” toplulukları tanımlayan sosyo-ekonomik bir üst kimlik olduğu ortaya konmuştur. Çalışmada Mesûdî başta olmak üzere devrin coğrafyacılarının kayıtları incelenmiş; terimin pratik karşılığı olarak Eyyûbî hanedanının askeri ve idari yapısı ile dönemin diğer göçebe topluluklarıyla olan sosyolojik geçişkenliği analiz edilmiştir.
●■●
Anahtar Kelimeler: Ekrâd, Konar-Göçer, Mesûdî, İslam Coğrafyacılığı, Türk Askeri Aristokrasisi, Atabeylik Nizamı.
●■●
English Abstract
The Semantic Scope and Historical Geography of the Term “Akrād” in Classical Islamic Chronicles
Abstract:
This study investigates the true historical and semantic contextualization of the term “Akrād” (الأكراد) between the 9th and 13th centuries, based on primary Arabic geographical treatises, Islamic chronicles, and court records. Contrary to modern historiographical projections that retrospectively impose contemporary ethnic frameworks onto medieval texts, this study demonstrates that in the classical period, “Akrād” did not denote a homogenous ethnic group. Instead, it served as a socio-economic and geographical upper category defining “mountainous, pastoral-nomadic, tent-dwelling, and livestock-breeding” communities. By examining the detailed records of Al-Mas‘ūdī and contemporary geographers, this paper analyzes the practical application of this terminology, particularly within the military and administrative structure of the Ayyubid dynasty and its sociological fluidities with other nomadic groups of the era.
●■●
Keywords: Akrād, Pastoral-Nomadism, Al-Mas‘ūdī, Islamic Geography, Turkish Military Aristocracy, Atabeg System.
●■●
Giriş ve Metodolojik Çerçeve
Tarihsel metinlerin ve terminolojinin modern ulus-devlet parametreleri ve çağdaş etnik kimlik kalıplarıyla geriye dönük olarak okunması, tarih araştırmalarının en sık karşılaştığı metodolojik hatalardan biridir. Bu semantik kaymanın en belirgin örneklerinden biri, klasik Arap coğrafyacılığında ve Orta Çağ İslam kroniklerinde sıkça geçen “Ekrâd” terimidir. Birinci el tarihi kaynaklar incelendiğinde terimin çok daha geniş, sosyo-ekonomik, coğrafi ve yaşam tarzına dayalı bir muhtevaya sahip olduğu görülür.
●■●
1. Klasik İslam Coğrafyacılarında Semantik Çerçeve
İslamiyet’in yayılış döneminden itibaren kaleme alınan coğrafya ve tarih eserlerinde “Ekrâd” kelimesi, etnik bir kökenden ziyade “konar-göçer”, “dağlı”, “çadırda yaşayan” ve “hayvancılıkla geçinen” toplulukları tanımlamak için genel bir üst başlık olarak kullanılmıştır.
İstahrî ve İbn Havkal’in Gözlemleri:
Klasik coğrafya ekolünün bu iki önemli ismi, Fars (Güneydoğu İran) bölgesini anlatırken buradaki göçebe toplulukları tasnif ederler. İstahrî, eserinde açıkça Fars bölgesindeki göçebeleri “Ekrâd” olarak adlandırır ve bunların arasında aslen farklı kökenlerden gelen toplulukların da bulunduğunu belirtir [1]. Buradaki kullanım, etnik bir aidiyeti değil, yaylak-kışlak hayatı yaşayan hayvancı toplulukların yaşam tarzını tanımlamaktadır [2].
●■●
2. Mesûdî ve Murûcü’z-Zeheb’deki Birincil Veriler
Orta Çağ İslam dünyasının en özgün seyyah ve ansiklopedistlerinden biri olan Mesûdî, Murûcü’z-Zeheb ve Meâdinü’l-Cevher adlı anıtsal eserinde, döneminin Ekrâd topluluklarının şecerelerine, coğrafi dağılımlarına, inanç yapılarına ve sosyolojilerine dair çok kıymetli bilgiler sunar [3]. Mesûdî’nin aktardığı ayrıntılar, “Ekrâd” teriminin o dönemdeki semantik kozmopolitliğini anlamak açısından kilit bir öneme sahiptir.
Murûcü’z-Zeheb’in ikinci cildinde (s. 97) geçen orijinal Arapça pasaj şu şekildedir:
”…والهلبانيه والسراة ومى حوى بلاد الجبال من الشادنجان واللربة والماذنجان والبارسان وثالعالية والجابارقية والجاوانية والمستكان ومن حل بلاد الشام من الدبابلة وغيرهم فالأشهر فيهم انهم من مضر بن نزار ومنهم اليعقوبية والجورقان وهم نصارى وديارهم مما يلي بلاد الموصل وجبل الجودي وفي الاكراد من رأيهم رأى الخوارج والبراءة من عثمان وعلى رضى الله عنها فهذه جمل من اخبار بوادى العالم وقد اعرضنا عن ذكر الغوز والخزلج وهم انواع من الترك نحو بلاد غرش وبست وبسطام مما يلي بلاد سجستان وكذلك من ببلاد كرمان من القفص والبلوج ولجت قال المسعودى فأما ايام العرب ووقائعها…”
Metnin Türkçe Tercümesi:
”…Şadincan, Lerbe, Madincan, Barsan, Sâlisiyye, Cabarki, Cavani ve Mestekan gibi Cibal (dağlık) bölgesini yurt tutanlar ile Şam bölgesine yerleşen Debabile ve diğerleri… Bunlar arasında en meşhur olanı (soylarının) Mudar b. Nizar’a dayandığıdır [4]. Bunlardan Musul ve Cudi Dağı taraflarında yaşayan Yâkubî ve Cevrekan toplulukları ise Hristiyan’dır [5]. Ekrâd (الأكراد) arasında görüşleri Hariciler gibi olan, Osman ve Ali’den (r.a.) uzak duranlar da vardır [6]. İşte bunlar dünya çöllerinde/bozkırlarında yaşayan göçebelerin haberlerinin bir özetidir [7]. Siccistan (Sistan) bölgesine yakın Garş, Bust ve Bistam taraflarında yaşayan, birer Türk türü/boyu olan Oğuz (الغوز) ve Karluk (الخزلج) topluluklarını, ayrıca Kirman eyaletindeki Kofç, Belüc ve Cet topluluklarını anmayı ise (bu bölümün uzamaması için) şimdilik geçiyoruz…” [8]
●■●
Mesûdî’nin Kayıtlarının Semantik Analizi:
Mudar b. Nizar Şeceresi: Mesûdî, Cibal ve Şam bölgesindeki Ekrâd topluluklarının çoğunun kökeni hakkında en yaygın kabul gören görüşün Mudar b. Nizar olduğunu belirtir [9]. Bu durum, “Ekrâd” kelimesinin tek bir homojen kökenden ziyade coğrafi/yaşam biçimi ortaklığıyla şekillendiğini gösterir [10].
Hristiyan “Ekrâd” Unsuru: Musul ve Cudi dağı çevresindeki bazı Ekrâd gruplarının (Yâkubî ve Cevrekan) inançsal olarak Hristiyan olduğunu belirtir [11]. Bu durum, o dönemde bölgedeki yerleşik veya göçebe yerel unsurların da dağlı yaşam biçimlerinden ötürü “Ekrâd” olarak adlandırıldığını kanıtlar.
İnançsal ve Siyasi Çeşitlilik: Ekrâd arasında Haricilik sempatizanı olan, Hz. Osman ve Hz. Ali’den teberri eden (uzak duran) grupların varlığına dikkat çekerek topluluğun tek bir dini-siyasi kimliğe sahip olmadığını vurgular [12].
Türk Göçebeleriyle (Oğuz ve Karluk) Aynı Sosyolojik Çatıda Ele Alınması: Mesûdî, “Ekrâd” başlığı altındaki göçebeleri anlatırken, sözü hemen ardından birer Türk boyu olan Oğuzlar (el-Guz) ve Karluklar (el-Hazlec) ile Beluçlara getirir [13]. Tüm bunları “dünya çöllerinde/bozkırlarında yaşayan göçebelerin haberleri” (أخبار بوادى العالم) üst başlığı altında toplaması; “Ekrâd” kelimesinin o dönemde tıpkı “Türkmen” veya “Yörük” gibi bozkır ve dağ yaşamını sürdüren, hayvancılıkla geçinen toplulukları niteleyen sosyo-ekonomik bir kategori olduğunu tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır [14].
●■●
3. Haçlı, Ermeni ve Süryani Kroniklerindeki Kayıtlar ve Filolojik Veriler
Bölgedeki askeri, idari ve demografik yapıyı anlamak için dönemin Süryani, Ermeni ve Haçlı kaynaklarındaki orijinal terimlerin doğrudan incelenmesi elzemdir.
●■●
Süryani ve Ermeni Kroniklerindeki “KRD” ve Askeri Yapı:
Süryani Patrik Mihail (Michael the Syrian) Kroniği ve Anonim 1234 Kroniği’nde, 7. yüzyılın sonundaki karışıklıklar ve Muhtar el-Sekafî isyanı bağlamında zikredilen Davud bin Kurdus (Kurdos) anlatısı dikkat çekicidir [15]. Buradaki “Kurdus/Kurd” ifadesi, dönemin idari ve askeri sınıfları içinde yer alan, yerleşik nizama entegre olmuş belirli askeri veya bölgesel zümreleri tanımlamaktadır [16].
Ermeni tarihçi Sempad Sparapet ve Urfalı Mateos gibi kronikçiler ise bölgedeki egemen gücü ve Selahaddîn’in ordusunu doğrudan Türk askeri devlet yapısı içerisinde tanımlar. Ermenice metinlerde geçen “K’urd” veya “Kord” kelimeleri, etnik bir ulusu değil; Zagros ve Sasun dağlarında mukim, konar-göçer yaşayan ve orduda yardımcı/kılavuz kuvvet olarak görev alan dağlı aşiretleri nitelemektedir [17].
○■●
Haçlı ve Batı Kaynaklarındaki Karşılıklar:
Batı dillerinde daha sonra yapılan neşirlerde (Arnoullet [1580], Blaise de Vigenere [1650] ve Adrien Richer [1764]) geçen “Cordie” veya “Kurd” tanımlamaları, etnik bir aidiyetten ziyade, bu toplulukların coğrafi yerleşim yerlerine (dağlık bölgelere) atıfta bulunan coğrafi-sosyolojik tanımlamalardır [18].
Ayrıca İtalyan misyoner Maurizio Garzoni’nin (1787) dil ve coğrafya üzerine yaptığı erken dönem çalışmalarda da görüldüğü üzere; Dımılî (Zaza) ve Kurmancî unsurlarının dilsel ve kültürel sınırları, modern dönemin inşa ettiği yapay şablonlardan çok farklı olup, tarihsel olarak konar-göçerlik ve coğrafi mukimlik üzerinden kategorize edilmiştir [19].
●■●
4. Devrin Diğer Birincil Kaynaklarında “Ekrâd-Türk” Geçişkenliği
El-Câhiz (ö. 869) – Fazâili’l-Etrâk:
Abbasi ordusundaki Türk askerlerinin karakterini anlatan Câhiz, çölde ve dağda yaşayan, ata binme ve savaşma kabiliyeti yüksek olan toplulukları mukayese ederken; Türklerin (Etrâk), Ekrâd ve bedevilerle aynı askeri mizaç ve coğrafi uyum yeteneğine sahip olduğunu yazar [20]. Bu grupları askeri yetenekleri bakımından birbiriyle eş değer ve akraba tabiatlı topluluklar olarak zikreder.
●■●
Şihâbeddin el-Ömerî (ö. 1349) – Mesâlikü’l-Ebsâr:
El-Ömerî, Moğol istilası sonrası Anadolu, Suriye ve Irak coğrafyasındaki nüfus hareketlerini kaydederken, buralardaki bazı Ekrâd topluluklarının aslında köken olarak Türkmen boylarından koptuğunu ve dağlık hayata geçerek bu adla anılmaya başlandığını belirtir. Yazar, bu unsurları doğrudan “Ekrâd-ı Türkmen” (Türkmen Ekrâdı) olarak kayda geçirmiştir [21].
●■●
5. Tarihsel Bir Örnek Olay: Eyyûbî Hanedanının Askeri ve İdari Karakteri
”Ekrâd” kavramının Orta Çağ’daki sosyo-ekonomik ve idari niteliğini anlamak için en somut tarihsel örnek, Selahaddîn Eyyûbî ve kurucusu olduğu hanedanın yapısıdır. Modern ulusal sınırlarla “Arap” ya da “Kürt” olarak etiketlenen bu hanedanın, devrin birinci el kaynaklarındaki karşılığı tamamen farklıdır:
Şecere ve Ekrâdlaşma Gerçekliği:
Eyyûbî saray tarihçisi İbn Vâsıl (Müferricü’l-Kurûb), hanedanın aslen Azerbaycan’ın Duvîn bölgesinde yerleşik Revvâdiyye topluluğuna mensup olduğunu kaydeder [22]. İbn Vâsıl, bu topluluğun köken olarak Yemenli Arap (Ezdî) soyuna dayandığını, ancak bölgedeki dağlık coğrafyada yüzyıllarca konar-göçer (Ekrâd) olarak yaşamalarından ötürü zamanla bu sosyal zümreyle bütünleşip “Ekrâdlaştıklarını” açıkça yazar [23]. İbn Hallikân da hanedanın kendi soyunu Yemen’deki köklü ailelere bağladığını doğrular [24].
●■●
Türk Askeri Aristokrasisindeki Yeri:
Selahaddîn’in babası Necmeddin Eyyûb ve amcası Şirkuh, Selçuklu valilerinin ve Türk Atabeyi Nûreddin Mahmud Zengî’nin hizmetinde en üst düzey emirler olarak görev yapmışlardır [25]. Tamamen Türkçe konuşulan, Türk töresinin hakim olduğu Zengî saraylarında yetişen Selahaddîn’in şahsi dili Türkçe olup [26], oğullarına seçtiği isimler (Turanşâh, Tuğtekin, Böri) hanedanın idari kimliğini göstermektedir.
●■●
Devletin ve Ordunun Yapısı:
Dönemin kronikçisi İbnü’l-Esîr, Selahaddîn’in komuta ettiği orduyu doğrudan “el-Asâkirü’t-Türkiyye” (Türk Askerleri) olarak adlandırır [27]. İbnü’l-Esîr, Selahaddîn’in Mısır ve Suriye’de hakimiyet kurarken, ordudaki Türk emirlerin sadakatini kazanabilmek için “Ben de sizin gibi bir Türküm, bu devlet sizin devletinizdir” argümanını kullandığını bizzat aktarır [28]. Saray kâtibi Ebû Şâme ise onun resmi yazışmalarda “Türklerin ve İslam’ın Hakanı” olarak selamlandığını belgeler [29].
●■●
Sonuç
Birincil Orta Çağ kaynaklarının (Mesûdî, İbn Vâsıl, İbnü’l-Esîr, İbn Hallikân, Ebû Şâme, Patrik Mihail ve Doğu Roma-Haçlı vesikaları) ortak ittifakıyla ortaya çıkan tarihsel hakikat şudur:
”Ekrâd”, klasik dönemde etnik bir homojenliği değil, belirli bir coğrafyada sürdürülen göçebe/pastoral yaşam tarzını ifade eden sosyo-ekonomik ve idari bir kavramdır. Mesûdî’nin Murûcü’z-Zeheb’deki orijinal kayıtları bu terimin kullanım sahasının doğrudan doğruya Türk göçebeleriyle aynı sosyolojik düzlemde yer aldığını ispatlamaktadır [30]. Bu bağlamda, Selahaddîn Eyyûbî’nin atalarının “Ekrâd” (dağ göçerleri) coğrafyasında yaşamış olması, onun tarihsel kimliğini belirleyen ana unsur değildir; çünkü o, Türk askeri nizamı içinde doğmuş, Türkçe konuşan, Türk devlet geleneğini uygulayan, ordusu ve siyasi vizyonu tamamen Türk karakterli olan tarihsel bir Türk askeri aristokratı ve hakanıdır [31].
●■●
Dipnotlar
[1]: İstahrî, Mesâlikü’l-Memâlik, s. 114-117.
[2]: İbn Havkal, Kitâbü Sûrati’l-Arz, s. 264-268.
[3]: Mesûdî, Murûcü’z-Zeheb ve Meâdinü’l-Cevher, Cilt II, s. 95.
[4]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[5]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[6]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[7]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[8]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[9]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[10]: Yaltkaya, “Mesûdî’ye Göre Ekrâd”, s. 187.
[11]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[12]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[13]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[14]: Yaltkaya, a.g.m., s. 189.
[15]: Michael the Syrian (Patrik Mihail) (1905). Chronique de Michel le Syrien (ed. J. B. Chabot). Paris, Cilt III, s. 385.
[16]: Anonymi Auctoris Chronicon ad Annum Christi 1234 Pertinens (1937) (ed. J. B. Chabot). Brill, s. 210-214.
[17]: Sempad Sparapet (1974). Chronicle of Sempad the Constable (trans. S. Bedrosian). Sources of the Armenian Tradition, s. 65-69.
[18]: Richer, Adrien (1764). Vie de Saladin, Sultan d’Egypte et de Syrie. Paris: Chez Humblot, s. 88-92.
[19]: Garzoni, Maurizio (1787). Grammatica e Vocabolario della Lingua Kurda. Roma: Stamperia della Sacra Congregazione di Propaganda Fide, s. 12-18.
[20]: Câhiz, Menâkıbu Cundi’l-Hilâfe ve Fazâili’l-Etrâk, s. 42-48.
[21]: Şihâbeddin el-Ömerî, Mesâlikü’l-Ebsâr fî Memâliki’l-Emsâr, Cilt III, s. 112.
[22]: İbn Vâsıl, Müferricü’l-Kurûb fî Ahbâri Benî Eyyûb, Cilt I, s. 42-45.
[23]: İbn Vâsıl, a.g.e., Cilt I, s. 46.
[24]: İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-A’yân ve Enbâ’ü Ebna’i’z-Zemân, Cilt I, s. 128.
[25]: Ebû Şâme el-Makdisî, Kitâbü’r-Ravzateyn fî Ahbâri’d-Devleteyn, Cilt I, s. 92.
[26]: İbn Vâsıl, a.g.e., Cilt I, s. 50.
[27]: İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, Cilt XII, s. 45.
[28]: İbnü’l-Esîr, a.g.e., Cilt XII, s. 47.
[29]: Ebû Şâme, a.g.e., Cilt II, s. 115.
[30]: Mesûdî, a.g.e., Cilt II, s. 97.
[31]: Ebû Şâme, a.g.e., Cilt II, s. 120.
Kaynakça (APA 7 Formatında Tam Liste)
Anonymi Auctoris Chronicon ad Annum Christi 1234 Pertinens. (1937). (J. B. Chabot, Ed.). Leiden: Brill.
Câhiz, Ebû Osman Amr b. Bahr (1903). Menâkıbu Cundi’l-Hilâfe ve Fazâili’l-Etrâk (ed. G. van Vloten). Leiden: Brill.
Ebû Şâme el-Makdisî, Şihâbeddin (1997). Kitâbü’r-Ravzateyn fî Ahbâri’d-Devleteyn. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle.
Garzoni, M. (1787). Grammatica e Vocabolario della Lingua Kurda. Roma: Stamperia della Sacra Congregazione di Propaganda Fide.
İbn Hallikân, Ebü’l-Abbas Şemseddin (1978). Vefeyâtü’l-A’yân ve Enbâ’ü Ebna’i’z-Zemân (ed. İhsan Abbas). Beyrut: Dâru Sâdır.
İbn Havkal, Ebu’l-Kasım (1938). Kitâbü Sûrati’l-Arz (ed. J. H. Kramers). Leiden: Brill.
İbn Vâsıl, Cemâleddin Muhammed (1953). Müferricü’l-Kurûb fî Ahbâri Benî Eyyûb (ed. Cemâleddin el-Şeyyâl). Kahire: Câmiatü Fuâd el-Evvel.
İbnü’l-Esîr, İzzüddin Ebu’l-Hasan (1965). el-Kâmil fi’t-Târîh. Beyrut: Dâru Sâdır.
İstahrî, Ebû İshak İbrahim b. Muhammed (1927). Mesâlikü’l-Memâlik (ed. M. J. de Goeje). Leiden: Brill.
Mesûdî, Ebu’l-Hasan Ali b. el-Hüseyin (1983). Murûcü’z-Zeheb ve Meâdinü’l-Cevher (Cilt II). Beyrut: Dârü’l-Endelüs.
Michael the Syrian. (1905). Chronique de Michel le Syrien, Patriarche Jacobite d’Antioche (J. B. Chabot, Ed. & Trans.). Paris: Ernest Leroux.
Richer, A. (1764). Vie de Saladin, Sultan d’Egypte et de Syrie. Paris: Chez Humblot.
Sempad Sparapet. (1974). Chronicle of Sempad the Constable (S. Bedrosian, Trans.). Sources of the Armenian Tradition.
Şihâbeddin el-Ömerî, Ahmed b. Yahyâ (1924). Mesâlikü’l-Ebsâr fî Memâliki’l-Emsâr. Kahire: Dârü’l-Kütüb.
Yaltkaya, M. Şerafettin (1934). “Mesûdî’ye Göre Ekrâd”, Türkiyat Mecmuası, Cilt IV, İstanbul, s. 185-192.

