HİCAZ’IN SESSİZLİĞİ: ANTİK ARABİSTAN
tengriallahdegildir
Yazar: tengriallahdegildir

Sorgula Araştır Fikir oluştur.

HİCAZ’IN SESSİZLİĞİ: ANTİK ARABİSTAN’DA EPİSTEMOLOJİK BOŞLUK VE MEKKE’NİN TARİHSEL İNŞASI

Hazırlayan: İsmail Karaçam

(Emekli Gazeteci, Eğitimci ve Bağımsız Tarih Araştırmacısı)

ABSTRACT

Bu çalışma, geniş coğrafi ve kronolojik bir yelpazede (Babil, Antik Mısır, Nebati, Saba, Güney Arabistan, Ermeni, Gürcü, Süryani kaynakları) Hicaz’ın sistematik sessizliğini inceler. Mekke ve Kâbe’nin antik bir merkez olduğu anlatısının 7. yüzyılda teolojik bir inşa olduğu savunulur [1, 7]. Petra ticaret yolları, Betil kültü, Nebati epigrafisi ve karşılaştırmalı analizler tezi desteklemektedir. Çalışma, sessizliğin coğrafi, kültürel ve epistemolojik nedenlerini tartışırken metodolojik uyarıları da içermektedir.

1. GİRİŞ

Antik Yakın Doğu ve Akdeniz kaynaklarında Hicaz (Mekke) büyük ölçüde bir boşluk olarak kalır. Bu sessizlik, argumentum ex silentio riskini barındırsa da, coğrafi yalıtılmışlık, ticaret rotalarının konumu ve kültürel merkezcilikle açıklanabilir. Çalışma, Babil, Mısır, Nebati, Saba ve erken Hıristiyan (Süryani, Ermeni, Gürcü) kaynaklarını kapsar [7]. Antik yazarların Akdeniz ve Yakın Doğu odaklı dünyalarında Hicaz, “çölün derinliklerinde” kalan marjinal bir bölge olarak görünür. Bu boşluk, İslam öncesi Arabistan’ın tarih yazımında önemli bir tartışma konusudur. Revizyonist yaklaşımlar [3, 7], sessizliği Hicaz’ın antik dönemde marjinal statüsünün kanıtı olarak görürken, geleneksel görüşler coğrafi engelleri ve bilgi aktarımının sınırlılığını öne sürer.

2. ANTİK KAYNAKLARDA HİCAZ SESSİZLİĞİ

Babil ve Asur Kayıtları:

Asur ve Babil kralları (M.Ö. 9.-6. yy) Kuzey ve Batı Arabistan kabileleriyle (Qedar, Nebati öncülleri) yoğun ilişkideydi. Ticaret ve askeri seferler Petra-Tayma hattıyla sınırlıdır. Hicaz veya Mekke’ye dair herhangi bir kayıt yoktur. ANET koleksiyonunda belgelenen bu ilişkiler, kuzey ve batı kabilelerini detaylı kaydederken Hicaz vadilerine dair iz bırakmamıştır [7, 13].

Antik Mısır Kayıtları:

Yeni Krallık ve Ptolemaios dönemlerinde Kızıldeniz ticareti belgelenir. Hicaz iç kesimleri “çölün ötesi” olarak geçer; Mekke veya Kâbe’den söz edilmez. Ticaret Punt ve Yemen (Saba) ile yoğunlaşmıştır. Mısır’ın güneye yönelik kayıtları, Hicaz’ı stratejik veya ticari bir nokta olarak görmediğini gösterir.

Klasik Grek ve Roma Kaynakları:

Herodot (M.Ö. 5. yy) ve Diodoros Siculus (M.Ö. 1. yy), “Allilat/Al-Lat” tanrıçasından bahseder ancak bunu Petra çevresi Nebati kabileleriyle ilişkilendirir [6]. Ne Lat, Uzza, Menat, Hubel putlarından ne de Mekke-Kâbe’den söz ederler. Diodoros, Nebatilerin “tapınakları yoktur” der; bu, anikonik Betil kültünü anlayamamaktan kaynaklanan kültürel bir tercüme hatasıdır (modern arkeoloji Petra’daki Qasr al-Bint ve Al-Tannur tapınaklarını doğrular) [4]. Suetonius, Tacitus ve Flavius Josephus da Hicaz’ı atlar. Petra ticaret yolları Roma için stratejik öneme sahipken, Mekke tali yolların ötesinde kalmıştır [2, 3].

Saba ve Güney Arabistan Kayıtları:

Saba (Yemen) yazıtları (M.Ö. 8. yy’dan itibaren) yoğun ticaret ve dini kayıtlar içerir. Hicaz’a dair sınırlı atıflar olsa da Mekke veya Kâbe yoktur. Ticaret rotaları genellikle kıyı ve Petra yönündedir [14].

3. NEBATİ EPİGRAFİSİ VE BETİL KÜLTÜRÜ

Nebati yazıtları (Petra, Hegra, Dumat el-Cendel) en zengin kaynaktır. Binlerce kitabe Dushara, Al-Lat gibi tanrılara adanan sunakları, kurban listelerini ve Betil (kutsal taş/küp) kültünü belgeler [9, 10]. Betil, dikili taş veya küp şeklinde kutsal alanlardır; Kâbe’nin formu bu geleneğin devamı niteliğindedir ancak Nebati merkezlerde (Petra) yoğunlaşmıştır [10]. Petra’daki Qasr al-Bint ve Al-Tannur gibi yapılar, kültün mimari zenginliğini kanıtlar [17]. Betil’ler genellikle anikonik (heykelsiz) olup, taş sembolizmi üzerine kuruludur.

Hicaz’da eşdeğer epigrafik yoğunluk yoktur. Al-Lat’ın Nebati bağlamı, tanrıçaların Kuzey Arabistan kökenli olduğunu ve Hicaz’a sonradan taşındığını düşündürür. Betil kültü çok merkezliyken, İslam döneminde Mekke’de tekelleşmiştir. Bu durum, kabilevi göçlerin ve siyasi merkezileşmenin bir sonucudur [17].

4. ERKEN HIRİSTİYAN KAYNAKLARI (SÜRYANİ, ERMENİ, GÜRCÜ)

Süryani Kronikleri: John bar Penkaye (Ris Melle), Hacerlileri çölden yükselen bir güç olarak tanımlar; antik Mekke merkezine atıf yapmaz [8]. Doctrina Jacobi (634-640) ve Theophanes Confessor, yeni peygamberi kaydeder ancak kutsal bir şehir (Mekke) tanımlamaz [11, 12]. Ermeni ve Gürcü kaynakları da benzer sessizliği korur; erken fetihler çöl kökenli olarak anlatılır. Bu kaynaklar, 7. yüzyılda Mekke’nin antik bir hac merkezi olarak algılanmadığını gösterir [7].

5. TARTIŞMA

Coğrafi ve Ticari Boyut: Petra, Asur-Babil, Roma ve Saba rotalarının kavşağındayken Hicaz iç kesimleri yalıtılmıştır. Karşı görüşler, coğrafi izolasyonun bilgi akışını engellediğini belirtir [2, 15].

Kültürel Tercüme ve Betil Kültü: Antik yazarlar Nebatileri “dinsiz” görse de, epigrafi ve arkeoloji Betil kültünün zenginliğini kanıtlar [17]. Kâbe bu geleneğin bir devamıdır ancak antik dönemde kurumsal merkez değildi.

Tarihsel İnşa: İslam, Kuzey Arabistan mirasını (İbrahimî/Hacerî) Hicaz’a taşıyarak teolojik devamlılık yaratmıştır. Lat-Uzza-Menat gibi tanrıçaların Mekke’de merkezileşmesi, kabilevi göç ve siyasi süreçlerin sonucudur [3, 5]. Crone’un çalışması, Mekke’nin ticaret merkeziliği iddiasını sorgular [3].

Yöntemsel Uyarı: Belgeli yokluk varlık yokluğu değildir. Ancak çok sayıda bağımsız kaynak grubunun (Babil, Mısır, Klasik, Nebati, Saba, Süryani) sessizliği, Hicaz’ın antik dönemde marjinal statüsünü güçlendirir [7, 13].

6. SONUÇ

Geniş bir kaynak yelpazesi (Babil-Asur, Antik Mısır, Klasik Greko-Romen, Nebati epigrafisi, Saba-Güney Arabistan, Süryani-Ermeni-Gürcü kronikleri) Hicaz’da antik bir merkezin izlerini göstermez [7]. Mekke, Betil kültünün ve Kuzey Arabistan tanrılarının İslam döneminde merkezileştirildiği bir “tarihsel inşa” ürünüdür. Petra ticaret yollarının önemi ve Nebati epigrafisinin zenginliği bu tezi destekler [9, 10, 17]. Gelecek çalışmalar sistematik arkeoloji ve epigrafiyle bu sessizliği aydınlatmalıdır.

KAYNAKÇA

​1.Bowersock, G. W. The Throne of Adulis: Red Sea Wars on the Eve of Islam. Oxford University Press, 2013.

​2.Casson, L. The Periplus Maris Erythraei. Princeton University Press, 1989.

​3.Crone, P. Meccan Trade and the Rise of Islam. Princeton University Press, 1987.

​4.Diodoros Siculus. Bibliotheca Historica.

​5.Donner, F. M. Muhammad and the Believers: At the Origins of Islam. Harvard University Press, 2010.

​6.Herodot. Tarih.

​7.Hoyland, R. G. Arabia and the Arabs: From the Bronze Age to the Coming of Islam. Routledge, 2001.

​8.John bar Penkaye. Ktābā d-reš mellē (Ris Melle), 7. yüzyıl.

​9.Nehmé, L. Nabataean Epigraphy çalışmaları.

​10.Robin, C. J. Les inscriptions de l’Arabie antique, 2001.

​11.Theophanes the Confessor. Chronographia.

​12.Doctrina Jacobi, 634-640.

​13.Ancient Near Eastern Texts Relating to the Old Testament (ANET).

​14.Corpus of South Arabian Inscriptions.

​15.Strabon. Geographika.

​16.Plinius. Naturalis Historia.

​17.Healey, J. F. The Religion of the Nabataeans. Brill, 2001.

​18.Bowersock, G. W. Roman Arabia üzerine çeşitli makaleler.

​19.Al-Udhari, A. Pre-Islamic Arabian Poetry and Culture (eleştirel derlemeler).

​20.Periplus Maris Erythraei (tam metin ve yorumlar).


            Youtube kanalımıza

X