Şerefname Kurtların Hikayesi.
tengriallahdegildir
Yazar: tengriallahdegildir

Sorgula Araştır Fikir oluştur.

Şerefname Kurtların Hikayesi

        Mesudinin Arapça yazmış olduğu kitabının çağdaşı olan Ermeni Urfalı Mateosun ermenice yazmış olduğu kitabında geçen ve  Šahrestānīhā ī Ērānšahr yazmış olduğu Farsça kitabında geçen kelimelerin ışığında Şeref Han’ın Şerefnamesini çevireceğim. 

والهلبانية والسراة ومن حوى بلاد الجبال من الشاذنجان واللدية والماذنجان والمزدنكان والبارسان والخالية والجابارقية والجاوانية والمستكان ومن حل بلاد الشام من الدبابلة وغيرهم فالأشهر فيهم أنهم من مضربن نزار ومنهم اليعقوبية والجورقان وهم نصارى وديارهم مما يلي بلاد الموصل وجبل الجودي وفي الأكراد من رأيهم رأي الخوارج والبراءة من عثمان وعلي رضى الله عنهما فهذه جمل من اخبار بوادي العالم وقد اعرضنا عن ذكر الغوز والخرلج وهم انواع من الترك نحو بلاد غرش وبست وبسطام (1) مما يلي بلاد سجستان وكذلك من ببلاد كرمان من القفص والبلوج واللجت قال المسعودي فاما ايام العرب ووقائعها

       Hulbâniye, Serât ve Cibal (dağlık bölge) ülkesini içine alan Şâdencân, Lediye, Mâzencân, Mezdenkân, Bârisân, Hâliye, Câbârkî, Câvânî ve Mustekân ile Şam bölgesinde yaşayan Debâbile ve diğerleri; bunlar hakkındaki en yaygın kanaat, Nizar b. Maad (Mudar) soyundan geldikleridir. Aralarında Musul ve Cudi Dağı çevresinde yaşayan Yâkubî ve Cûrkânî Hristiyanlar da bulunur. Kurtlar (Ekrât) arasında Haricî düşüncesine sahip olan, Osman ve Ali’den (R.A.) uzak duranlar da mevcuttur.

İşte bunlar, dünyanın bozkırlarına/kırsalına dair haberlerin özetidir. Gürcistan (Gordjistân), Best ve Bistam dolaylarından Sicistan (Seistan) sınırına kadar yaşayan, Türk ırkının birer dalı olan Oğuzlar (Kurtlar/Gouze) ve Karluklar hakkında bilgi vermeyi ise burada bıraktık. Aynı şekilde Kirman’daki Kufs, Belüc ve Lect topluluklarından da bahsetmiyoruz. Mesudi der ki: Arapların günlerine ve savaşlarına gelince…”

Belge Künyesi SOCIÉTÉ ASIATIQUE. MAÇOUDI. LES PRAIRIES D’OR. TEXTE ET TRADUCTION PAR C. BARBIER DE MEYNARD ET PAVET DE COURTEILLE. TOME TROISIÈME. Sayfa:254 PARIS. IMPRIMÉ PAR AUTORISATION DE L’EMPEREUR A L’IMPRIMERIE IMPÉRIALE. M DCCC LXIV.

զամիրայն Ուտայր, և տիրեաց ամենայն քաղաքին Ուռհայոց: Յայնժամ կինն Ուտայրայ յորժամ տեսաւ թէ սպանաւ Ուտայր, քաջապէս յարեաւ ‘ի վերայ Պալէլին, և կապեաց սեւազնեակ և մտաւ յիշխան յամենայն ազգն Արապկաց, և ասէր, եթէ « Քուրթ ազգն եկին և առին զհայրենի քաղաքն Արապկաց, և սպանին զայրն իմ զամիրայն Ուտայր » : Եւ այսու արար ժողովս բազումս, և յարուցեալ գայր ‘ի վերայ Պալէլին . զոր իմացեալ Նսրտօլ՝ գայ բազում զօրօք ընդդէմ Արապկաց . և գընաց կինն Ուտայրի ընդդէմ Նսրտօլայ եւ սաստիկ պատերազմաւ դարձուցանէր զնա ‘ի փախուստ . և ինքն գայր իջանէր ‘ի վերայ Պալէլ_ռայիսին, և արար ‘ի վերայ կըլային ահագին պատերազմ : Եւ անճարակեալ Պալէլն, ելս իրացն ոչ գտանէր, յուղարկեալ առ Նսրտօլ և ծանուցանէր զվտանգն և ասէր, թէ ‘ի նեղութեան կամ ես և ամենայն Քրդու ստան : Ապա անճարակեալ Նսրտօլ առաքեաց զՍալման ‘ի կըլայն Ուռհայոց, եւ տարաւ զՊալէլն ‘ի քաղաքն իւր ‘ի Սուփարկին . և կինն Ուտայրի ոչ դադարէր զամենայն աւուրսն պատերազմել ընդ Սալման : Յայնժամ ձանձրացեալ

Amir Utayr’ı [katledip] Urfa (Urhay) şehrinin tamamına hâkim oldu. O vakit Utayr’ın karısı, kocasının öldürüldüğünü görünce metanetle Balel’in üzerine yürüdü; yas giysileri giyip Arap ulusunun tüm reislerinin huzuruna çıktı ve şöyle dedi: «Kurt (Քուրթ) halkı gelip Arapların ata yadigârı şehrini istila etti ve kocam Emir Utayr’ı katletti.» Bu çağrıyla büyük meclisler topladı ve Balel’in üzerine yürüdü. Bunu haber alan Nasrü’d-Devle (Nsrtol), Araplara karşı kalabalık bir orduyla geldi. Utayr’ın karısı, Nasrü’d-Devle’nin karşısına dikildi ve şiddetli bir savaşla onu kaçmaya mecbur etti. Kendisi gelip Reis Balel’in üzerine yürüdü ve kaleye karşı dehşetli bir savaş başlattı. Çaresiz kalan Balel, kurtuluş yolu bulamayınca Nasrü’d-Devle’ye haber gönderip tehlikeyi bildirdi ve şöyle dedi: «Ben ve tüm Kurtistan (Քրդու ստան) darlık ve sıkıntı içindeyiz.» Bunun üzerine çaresiz kalan Nasrü’d-Devle, Salman’ı Urfa kalesine gönderdi ve Balel’i kendi şehri olan Meyyâfârikîn’e (Sufarkin/Silvan) götürdü. Utayr’ın karısı ise her gün Salman ile savaşmaktan vazgeçmiyordu. O vakitlerde bezmiş olan…

ՊԱՏՄՈՒԹԻՒՆ ՄԱՏԹԷՈՍԻ ՈՒՌՀԱՅԵՑՒՈՅ Ի ՀԱՅՐԱՊԵՏՈՒԹԵԱՆ Տ. Տ. ԳԷՈՐԳԱՅ ՍՐԲԱԶԱՆ ԿԱԹՈՒՂԻԿՈՍԻ ԱՄԵՆԱՅՆ ՀԱՅՈՑ ՀՐԱՄԱՆԱՒ ՍՐԲՈՅ ԵՐՈՒՍԱՂԷՄԻ ՊԱՏՐԻԱՐՔ Տ. Տ. ԵՍԱՅԵԱՅ ՍՐԲԱԶԱՆ ԱՐՔԵՊԻՍԿՈՊՈՍԻ

Ի ՏՊԱՐԱՆԻ ԱՌԱՔԵԼԱԿԱՆ ԱԹՈՌՈՅ Ս. ՅԱԿՈՎԲԵԱՆՑ ՅԵՐՈՒՍԱՂԷՄ –1869–  

چون ضحاک بر تخت نشست و دو مار از دوش او برآمد،

هر روز دو جوان را می‌کشتند و مغز ایشان به مارها می‌دادند.

دو مرد از نژاد پادشاهان، یکی نامش ارمائیل و دیگری کارماییل،

آشپز شدند تا بتوانند هر روز یکی از جوانان را رهایی دهند.

هر روز یکی را می‌کشتند و مغز گوسفند به مارها می‌دادند،

و آن جوانی که می‌رهید، می‌گریخت و به کوه‌ها پناه می‌برد.

گویند که از آن مردمان کردان پدید آمدند.

و بعضی از مؤرخان آورده‌اند که ضحاک مردی را به نام ارمائیل

وزیر خود گردانید، و او از خاندان افریدون بود،

هر روز دو تن را آزاد می‌کرد و به جای آن مغز گوسفند می‌داد.

ایشان که آزاد می‌شدند، از بیم ضحاک به کوه‌ها گریختند

و ایشان را کرد خوانند

Zahhak tahta oturduğunda ve omuzlarından iki yılan çıktığında, her gün iki genci öldürüyor ve beyinlerini yılanlara veriyorlardı. Kralların soyundan gelen iki adam, biri Ermail ve diğeri Karmail adında, her gün gençlerden birini kurtarabilmek için aşçı oldular. Her gün birini öldürüp (onun yerine) yılanlara koyun beyni veriyorlardı. Kurtulan o genç ise kaçıyor ve dağlara sığınıyordu. Derler ki, o insanlardan Kordlar (Kordan) ortaya çıktı. Bazı tarihçiler ise şöyle rivayet etmiştir: Zahhak, Ermail adında bir adamı veziri yaptı ve o, Feridun hanedanındandı; her gün iki kişiyi serbest bırakıyor ve yerine koyun beyni veriyordu. Serbest kalanlar, Zahhak korkusundan dağlara kaçtılar ve onlara Kord (Kord) denir.

Šahrestānīhā Ī Ērānšahr:Šahrestānīhā ī Ērānšahr, 8. asır sonu veya 9. asır başlarında tamamlanmış önemli bir. Pehlevice (Orta Farsça) tarihî coğrafya metnidir.

ܐܦܝܣܩܘܦܐ ܕܒܪܛܠܝܐ܂ ܠܗܢܐ ܕܝܢ ܐܚܘܢܗ ܕܡܦܪܝܢܐ ܪܒܐ܂ ܕܒܗ ܒܫܢܬܐ ܕܥܠ ܡܦܪܝܢܐ ܠܛܘܪܥܒܕܝܢ܂ ܫܢܬ ܐܠܦ ܘܚܡܫܡܐ ܘܐܪܒܥܝܢ ܘܬܪܬܝܢ܂ ܟܕ ܛܛܪ̈ܝܐ ܟܘܪ̈ܙܡܝܐ ܠܐܡܝܕ ܪܕܦܘ ܘܐܬܓܠܝܘ ܐܬܪ̈ܘܬܐ܂ ܐܦ ܗܢܘܢ ܟܘܪ̈ܕܝܐ ܕܛܘܪܥܒܕܝܢ ܥܠ ܟܪ̈ܝܣܛܝܢܐ ܐܬܬܪܝܡܘ܂ ܘܠܟܦܪܫܠܬܐ ܠܡܒܙܗ ܐܬܘ܂ ܘܗܘܐ ܕܝܢ ܡܦܪܝܢܐ ܟܕ ܚܠܝܡ ܗܘܐ܂ ܪܟܒ ܥܠ ܣܘܣܝܐ ܘܢܣܒ ܙܝܢܐ ܠܡܩܪܒܘ ܥܡ ܟܘܪ̈ܕܝܐ܂ ܘܐܬܡܚܝ ܒܓܐܪܐ ܒܝܪܚܐ ܕܐܝܠܘܠ ܕܗܝ ܫܢܬܐ ܘܡܝܬ܂ ܘܐܬܬܒܠܘ ܥܠܘܗܝ ܟܠܗܘܢ ܥܡܘܪ̈ܐ ܕܡܕܢܚܐ ܘܕܡܥܪܒܐ܂ ܐܦ ܚܕܐ ܚܬܗ ܕܗܘܬ ܕܝܪܝܬܐ ܙܒܢܐ ܣܓܝܐܐ ܚܝܬ܂ ܘܡܢ ܠܥܠ ܘܣܟܠܘ ܠܐ ܫܠܝܐ ܟܠܗ ܕܦܓܪܐ ܕܚܝ̈ܐ܂

Bartelli Piskoposu; büyük Maphrian’ın bu kardeşi hakkında. Maphrian’ın Turabdin’e çıktığı aynı yıl olan (Grek) 1542 yılında; Harezmli Tatarlar Amid’e (Diyarbakır) doğru kovalayıp bölgeler açığa çıktığında (karıştığında), Turabdin’deki o Kordlar (ܟܘܪ̈ܕܝܐ) da Hristiyanlara karşı ayaklandılar ve Keferşalta’yı yağmalamak için geldiler. Maphrian ise dinç/sağlam olduğu için ata bindi ve Kordlarla (ܟܘܪ̈ܕܝܐ ) savaşmak üzere silahını kuşandı. O yılın Eylül ayında bir okla vuruldu ve öldü. Doğu ve Batı’nın tüm sakinleri onun için yas tuttu. Uzun süre rahibe olarak yaşayan bir kız kardeşi de vardı. Ve yukarıdan aşağıya, yaşamın bedeninin tamamı durmaksızın (anlaşılsın).

GREGORII BARHEBRÆI – CHRONICON ECCLESIASTICUM

ܟܬܒܐ ܕܡܟܬܒܢܘܬ ܙܒܢܐ ܥܕܬܢܝܐ ܕܣܝܡ ܠܡܪܝ ܓܪܝܓܘܪܝܘܣ ܡܦܪܝܢܐ ܕܡܕܢܚܐ ܕܗܘܝܘ ܐܒܘ ܐܠܦܪܓ ܒܪ ܥܒܪܝܐ

GREGORII BARHEBRÆI CHRONICON ECCLESIASTICUM QUOD E CODICE MUSEI BRITANNICI DESCRIPTUM CONJUNCTA OPERA EDIDERUNT, LATINITATE DONARUNT ANNOTATIONIBUSQUE THEOLOGICIS, HISTORICIS, GEOGRAPHICIS ET ARCHÆOLOGICIS ILLUSTRARUNT JOANNES BAPTISTA ABBELOOS S. THEOL. DOCTOR, ECCLES. METROP. MECHLIN. CAN. HON., ACAD. RELIG. CATH. ROM. ET SOC. ASIAT. PARIS. SODALIS, IN SEMINAR. ARCHIEP. MECHLIN. LINGUAR. ORIENT. PROFESSOR ET THOMAS JOSEPHUS LAMY S. THEOLOGIÆ DOCTOR, ECCLES. CATHEDRAL. NAMURCEN. CAN. HON., HERMENEUT. SACRÆ AC LINGUAR. ORIENT. IN UNIV. CATH. LOVAN. PROFESSOR TOMUS II PARISIIS APUD MAISONNEUVE ET C^IE QUAI VOLTAIRE, 15. LOVANII EXCUDEBAT CAR. PEETERS VIA NAMURCENSI, 22. 1874. Sayfa: 405.

Türk, Türkmen aşiretli içerisinde mevcut olan şive aksan telafuzlar ve yazılışlar dikkate alınarak çevirilmişdir. Arapçada ki KRD olarak yazılan Kurd diğer lehçelerde Kurt olarak telafuz edilir. Mesudinin çağdaşı olan Urfalı Mateosun kroniğinde ekrat kelimesinin karşılığı olan Kurtlar yazımı dikkate alınmıştır. Farsça ve Süryanice yazılımda ki Kord – Karduk yazılımlarıda yine çağdaş olan mesudideki Kardukların Oguz Türkleri dikkate alınmıştır.

                                           ŞEREFNÂME

                                Yazarı: el-Emîr Şeref Han el-Bitlisî

            Keşfü’z-Zunûn’da bu eser hakkında şu kayıt düşülmüştür: “Emîr Şeref adıyla bilinen Şeref Han el-Bitlisî’nin tarihidir; burada Ekrad (askeri taburlar/savaşçı sınıflar) emirlerini ve yöneticilerini zikretmiştir…” Metnin devamında ise şunlar kaydedilmiştir: “Ekrad (askeri unvan taşıyan sınıflar) tarihleri çoktur; bunlar arasında Müferricü’l-Kurûb fî Ahbâr-ı Benî Eyyûb, Sîret-i Selâhaddîn, Târih-i Şeref Han, el-Levâihu’s-Selâhiyye ve el-Menâihu’s-Selâhiyye bulunmaktadır.”

           Bu kitabın değerine dair delillerden biri de Batılıların (oryantalistlerin) eserin kadrini ve şanının yüceliğini takdir etmeleridir. Öyle ki onlar: “Asya tarihinin ufkunda parlayan ilk ışık budur” diyerek eseri kendi dillerine tercüme etmiş, basmış ve üzerine kendi yorumlarını eklemişlerdir.

         Biz Doğu toplumu olarak, bu eserin ilmi feyzinden yararlanmaya daha çok hak sahibi olduğumuz için, eseri üç muteber nüshayı tam bir titizlikle karşılaştırarak yayına hazırladık. Ayrıca faziletli Muhammed Ali Avni tarafından kaleme alınan, müellifin belirttiği özel isimler dışındaki kısımlara dair haşiyeleri metne ekledik. Ayrıntılı bilgi için mukaddimeye müracaat ediniz.

       (Basım hakları Mısır’da Ezher yakınındaki yayımcısı Ferecullah Zeki el-Kurt-î’ye aittir.)

                                   MUKADDİME VE GİRİŞ (Sayfa 2)

           Şerefnâme; Ekrad’ın (Kurtların/askeri tabur düzenindeki toplulukların) geçmişini, kabilelerini ve tarihlerini, ayrıca İslam’ın başlangıcından Hicri 1005 yılına (eser telif tarihine) kadar Kürdistan’da kurulan yerel emirlikleri benzersiz bir derinlikle ele alan en yüce kitaplardandır.

        Şanlı bir tarihe, gerek cahiliye gerekse İslam döneminde seçkin vasıflara sahip olan Kurt-î (Kurtlara ait/Kurt karakterli) halk; birçok yazar ve şarkiyatçı tarafından büyük bir ihmale uğramıştır. Oysa bu savaşçı sınıfın; İslam medeniyetinin inşasında, İslam toplumlarının mirası olan Arap kültürünün temel rükünlerinin desteklenmesinde ve güçlendirilmesinde —Arap ilim ve sanatlarındaki eserleri kadar— çok büyük bir tesiri olmuştur.

        İnanıyorum ki bu gerçek; İslam medeniyetinin kaynaklarını tarafsızca inceleyen her araştırmacıdan gizli kalmayacaktır. Zira İslam’ın orta çağlarında kaleme alınan büyük tarihler ve biyografi kitapları, aslında İslam milletlerinin evlatlarının ilim ve sanat yolunda sunduğu hizmetlerin apaçık bir sicili ve tarihidir.

        Doğu’daki uyanışların sadece siyasi değil, aynı zamanda milli bir ruhla bezenmiş olduğu görülmektedir. Bu çalışma, her kavmin kendi erdemlerini ve vatanına olan hizmetlerini, din ve vatan kardeşlerini ihmal etmeksizin ortaya koyma çabasının bir parçasıdır.

                                           Belge Metni Çevirisi (Sayfa 3)

         “Kurt âlimlerinin, şeyhlerinin, fikir ve fazilet sahiplerinin; kendi dillerinin dışındaki Arapça, Farsça, Türkçe, hatta Fransızca ve İngilizce gibi dillerde çeşitli konularda çok sayıda eser telif edip neşretmelerine rağmen, bu noktaya dikkat etmemeleri sebebiyle; Kurtların şanlı tarihlerinin ve İslam medeniyetine yaptıkları apaçık hizmetlerin unutulmasına yol açmıştır.

           Keza bu durum, güzel ve hassas musiki nağmelerine sahip Kurt dilinin; Musul, Diyarbekir, Sinendec ve Mardin gibi Kurtistan’ın büyük şehirlerinin çoğunda gerilemesine ve buralarda milli olmayan dillerin hakim olmasına sebebiyet vermiştir. Bu durum, dikkatli olmayan bir gezginin, bu büyük memleketlerin Kurt olmadığını; ‘Kurt’ lafzının sadece aşiretlere ve köy sakinlerine mahsus olduğunu zannetmesine yol açmaktadır. Halbuki bu şehir ahalisinin büyük çoğunluğu; Kurt dili, örf ve adetlerine sahip oldukları halde, Kurtçanın yanında Arapça, Farsça ve Türkçe dilleri de yayılmıştır.

                 (İşte bu sebepler üzerine)

       Bende, kütüphanelerin köşelerinde ihmal ve unutulmaya terk edilmiş yazma kitapların derinliklerinde; Kurtların tarihini ve memleketlerinin coğrafyasını araştırma konusunda güçlü bir arzu doğdu. Kahire, İstanbul ve diğer yerlerdeki kitap evlerinde bir gün Keşfü’z-Zunûn’da; Kurt tarihlerine dair Müfereci’l-Kürûb fî Ahbâri Benî Eyyûb, Şerefnâme-i Bitlisî, er-Ravzateyn fî Ahbâri’d-Devleteyn (en-Nûriyye ve’l-Eyyûbiyye) ve es-Siretü’s-Salâhiyye gibi bazı isimlere ve İslam’ın orta çağlarında Arapça ve Farsça dilleriyle yazılmış daha pek çok fen ve bilim eserine rastladım.

Daha sonra bazı tanıdıklardan öğrendim ki; Şerefnâme kitabı yetmiş sene önce (M. 1860 yılında) Rusya’da tab edilmiş ve Farsça aslından Fransızcaya tercüme edilmiştir. Bu kitap, müsteşrikler arasında elden ele dolaşan ve bu alanda çalışanların vazgeçemeyeceği kıymetli bir eserdir.”

                                          Belge Metni Çevirisi (Sayfa 4)

        “Yakın ve Orta Şark’ın tarihi ve coğrafyası bakımından bu eser önemlidir; zira sadece Kurtlara has bir tarih olmaktan öte, söz konusu iki Şark’ın tarihi ve coğrafi bilgi dairesidir. Bu bölgeler; Abbasiler’in düşüşüne, Tatar ve Türkmenlerin büyük göçleri gibi yıkıcı hadiselere, Tatar himayesindeki beyliklerin (düvel-i selatin), Selçuklu ailesinin, Akkoyunlu ve Karakoyunlu gibi boyların doğuşuna sahne olmuştur.

         1922 yılı yazında Halep’e (Halep-üş Şehba) seyahat ettim. Orada, ilmi ve sosyal yönlerden Kurt milli ruhunu canlandırma arzusuyla dolu olan erdemli arkadaşlarımdan biriyle bu konuyu tartışırken ona bu kitaptan bahsettim. Kendisi de bana Rusya’da basılmış olan bu kitabın bir nüshasının Halep’teki Osmanlı Medresesi kütüphanesinde bulunduğunu haber vererek beni onurlandırdı. Derhal bu nüshayı ödünç aldım ve müellifin (kitabın sonuna eklediği) Osmanlı, İran ve Turan krallarının tarihine dair ‘Hâtime’ (Son Söz) kısmını bırakarak, Kurtlar ve Kurtistan ile ilgili olan en büyük ve en önemli kısmını istinsah etmeye (kopyalamaya) başladım.

        Aynı yılın sonlarında Mısır’a döndüğümde, İslami kitapların yayıncısı olan erdemli Şeyh Ferecullah Zeki el-Kurt-i’ye Halep nüshasından naklettiklerimi gösterdim. Kendisi bu nadide eseri basmak için uzun zamandır istekli olduğunu belirtti ve basım işlemini gerçekleştirmek üzere Rusya baskılı nüshayı getirdi. Elimizdeki el yazması nüshanın varlığını duyunca şevki daha da arttı, azmi kuvvetlendi ve kitabın basımına başlamaya karar verdi.

        (Karşılaştırma ve İnceleme Metodumuz)

        Daha önce de belirttiğimiz gibi, kitabın üç nüshasını elde etmiş olduk. Fars dili konusunda mütehassıs olan erdemli üstad Şeyh Muhyiddin Sabri el-Kürdi nezaretinde…”

                                    Belge Metni Çevirisi (Sayfa 5)

         …ve onun eski ve modern edebiyatı üzerine bizimle birlikte mukabele ve inceleme çalışmasına katıldı. Biz üçümüz; Rusya baskısındaki nüsha ile mevcut iki el yazması nüsha arasındaki fazla kelimeleri, cümleleri büyük bir gayret ve titizlikle seçerek karşılaştırma (nüsha farklarını tespit) işlemine başladık. Evet, adı geçen Şeyh Ferecullah Zeki el-Kurt-i, bu kitabın basım masraflarını kendi imkanlarıyla üstlenmesinin yanı sıra matbaa düzeltmenliğini de bizzat yürüttü. Şahsım ise, daha önceki çalışmalarımda Asya Türkiye’si ve özellikle Şark vilayetlerinin tarihi coğrafyasıyla meşgul olduğumdan dolayı, kitapta geçen özel isimlerin (alametlerin) tahkikini üstlendim.

         Bu şekilde tam bir yıl boyunca Şeyh Ferecullah Zeki el-Kurt-i’nin evinde her hafta bir kez toplanarak mukabele, araştırma ve inceleme çalışmalarımıza devam ettik. Mukabele esnasında takip ettiğimiz iki temel kural şöyledir:

           1. Rusya’da basılan nüshayı, kitabın basılacağı ana metin (asıl) olarak kabul ettik. İki el yazması nüshada bulunup da faydalı olduğuna ittifak ettiğimiz fazlalıkları ana metne dahil ettik; faydalı görmediklerimizi ise hangi nüshada bulunduğunu belirterek dipnot olarak ekledik.

           2. Nüsha farklarında (keşf-i ihtilafü’n-nüsah) belirtilen ve faydalı gördüğümüz tüm unsurları dipnotlara derç ettik. Öyle ki, kitabın asıl bölümlerinden olmayan “Bâ-i Râ Kelbaği” faslını, müellifin kitabın mukaddimesinde zikrettiği bab ve fasıllarda yer almamasına rağmen, (bilgi değeri taşıdığı için) metne dahil ettik.

Bu çalışma, merhum (V. Filimonov Zernov) gibi isimlerin emeklerini bir takdir nişanesidir.

                   Metin Çevirisi (Sayfa 6)

         Rusyalı müsteşrik, fazilet sahibi el-Adler, Batı’da ilk kez Şerefname kitabının basımını ve neşrini üstlenmiştir. Burada, adı geçen merhumun 1860 yılı Ocak ayında St. Petersburg’da kitabın basımı esnasında yazdığı Fransızca mukaddimenin (önsözün) tercümesini sunuyorum. Bu tercümeden, bizzat müellif tarafından yazılan biyografiye dair kısımlar (sayfa 573) çıkarılmıştır; ta ki bu alimin ve Batılı müsteşrik meslektaşlarının bu kitap üzerine yaptıkları araştırmalarda, Doğu ülkelerindeki ve Batı başkentlerindeki kütüphanelerden kitabın çeşitli nüshalarını elde etmede ve kitabın telif edildiği Farsça dilinde basılmasında, ardından Fransızcaya çevrilip araştırma ve inceleme dünyasına sunulmasında harcadıkları uzun ve yorucu çabanın boyutu bilinsin.

          Aynı zamanda Doğu’nun erdem ve edebiyat sahibi kişileri ile Kurtların ileri gelen baba ve ataları, özellikle de Bağdat’taki “Kurt Teali Cemiyeti”nin (Hêvi/Uyanış) kurucu üyeleri; talihsiz Kurt milletinin mirası, alimleri, edebiyatçıları ve ana dillerini terk edip bugün kendi zavallı milletlerine yaşam hakkını çok gören milletlerin dillerinde yazışan, konuşan ve eser veren meşayihleri hakkında araştırma ve incelemenin nasıl olması gerektiğini bilsinler.

         Umulur ki bu kitabın basılması, halkın ruhunda Kurt bilincini uyandırır da bu eseri Kurtçaya ve Kurt aydınlarının bugün anladığı diğer dillere tercüme etmek için harekete geçerler.

          Ayrıca benim sunduğum [cite: 2026-01-08, 2026-01-29] bu Fransızcadan tercüme edilen mukaddimenin, adı geçen saygın cemiyet için araştırma ve inceleme alanında örnek alınacak bir azim ve gayret timsali olmasını temenni ederim.

                   Sayfa: (7)

           Söz konusu cemiyetin; Kurt edebiyatını ihya etmek, dili yaygınlaştırmak, eğitimli kesim arasında yazışma ve konuşma dili haline getirmek, matbuat ve telif dünyasında yer edinmek ve Kuzeyden Güneye, Batıdan Loristan’a kadar Kurt milletinin çeşitli kabile ve halkları arasındaki farklı lehçeleri birleştirmek üzerine olan kararlılığı takdire şayandır. Keza, Şark ve Garp’ın ihmal edilmiş köşelerinde kalmış, Kurtlara ve Kurtistan’a dair yazma eserlerin araştırılması yöntemi de bu kapsamdadır.

          Eğer biz Kurtların makam ve ilim sahibi kimselerinden, diğer Doğulu aydınlardan ve Arap dili okurlarından destek ve teşvik görürsek; Arapça konuşanların bu değerli eserin derin pınarlarından kana kana içmeleri için bu nadide kitabın           Arapçaya tercümesine de girişiriz.

        Bu vesileyle, adı geçen saygın cemiyetin üyelerinden bu eseri Arapçaya tercüme edecek olanlara her türlü edebi ve ilmi yardımı sunmaya hazır olduğumu belirtirim. Bu yardım; karşılaştırma, inceleme ve baskı denetimi sırasında elde ettiğimiz tecrübe ve bilgileri, ayrıca tarihsel şahsiyetler ve coğrafya üzerine yazdığımız ve elimizden geldiğince notlandırdığımız araştırmaları paylaşmayı kapsar. Daha sonra bu eserler için bir fihrist hazırladık ancak bazı engeller bu fihristin Farsça baskıya eklenmesine son anda mani oldu.

          Biz, araştırmacılara fayda sağlaması ve Kurtlar ile Kurtistan’a bir rehber olması amacıyla, Batılıların Kurtlar ve Kurtistan hakkında çeşitli dillerde (Batı ve Doğu dilleri) yazdıkları 173 adet kitap ve eserin ismini içeren listeyi, basım yılları ve yerlerini de belirterek sunmak isterdik. Sayın Emir Süreyya Bedirhan’ın gönderdiği risale ile bunu yapmayı planlıyorduk ancak şu an için bunun mümkün olmamasından üzüntü duyuyoruz. Bu konudaki destekleri için Sayın Celadet Ali Bedirhan Bey’e, 1926 yazında bizimle birlikte gerçekleştirdiği inceleme ve karşılaştırma çalışmaları için teşekkür ederiz.

(M. Avni)

                  Bu kitabı Türkçeye çevirenin notu:

                                    Terminolojik Çarpıtma ve “Kord/Kürd” Ayrımı

           Oryantalist metinler, Farsça ve Arapça orijinal kayıtlarda geçen yapıları modern bir ulus kimliğine büründürmek için kelimeleri bağlamından koparmıştır.

           Mesudi ve Türk Bağlantısı: Mesudi, Müruccü’z-Zeheb (943) eserinde, “Ekrât” (Kurtlar/savaşçılar) başlığı altında zikrettiği toplulukları anlatırken; Oğuzları ve Karlukları doğrudan “Türk ırkının bir dalı” olarak niteler. Sentezimde belirttiğim üzere, Arapçadaki “KRD” yazımı, Türkmen lehçelerindeki “Kurt” telaffuzuyla örtüşmektedir.

          Urfalı Mateos’un Tanıklığı: 9. yüzyıl kroniğinde “Kurt” (Քուրթ) halkının Arap şehirlerine (Urfa) girişi ve kocasını kaybeden bir kadının ağzından dökülen “Kurt halkı geldi” feryadı, kelimenin o dönemdeki etnik-askeri algısını yansıtır.

           Şahrestānīhā ī Ērānšahr: 8. asır Orta Farsça metinlerinde “Kord” (Kord-an) ifadesi, Şahname’de de geçtiği üzere Zahhak zulmünden kaçıp dağlara sığınan, sosyal bir katmanı veya savaşçı bir sınıfı betimlemek için kullanılır.

                                      Şerefnâme Çevirisinde Oryantalist Siyaset

           M. Avni’nin sunduğu 6. ve 7. sayfalardaki veriler, 1860 St. Petersburg baskısının (V. Filimonov Zernov ve Adler) nasıl bir “akademik temel” üzerine oturtulduğunu gösterir. Bu baskılarda kurd kelimesi yerine Kourd geçer ki ou hem Fransızcada, hemde Türkçede u sesini verir. Şerefnameyi arapçaya çevirenler bilinçli bir çarpıtma yapmıştır.

                                           Kurtların Hikayesi.Tam çevirisi budur.

          Manipülatif Müdahale: 19. yüzyıl oryantalistleri (Dindorf ve Migne örneklerinde görüldüğü gibi), metinlere “varyant okuma maskesi” altında eklemeler yaparak İslam karşıtı veya bölücü tarih tezleri inşa etmişlerdir.

          M. Avni’nin Rolü: M. Avni, oryantalistlerin bu “yorgun ve uzun çabasını” överken, aslında kitabın orijinalindeki askeri-idari “Ekrad” (askeri taburlar) kavramını, o günün yükselen milliyetçilik akımları (Kürt Teali Cemiyeti vb.) doğrultusunda yeniden yorumlamıştır.

                                      Sentez: Askeri Sınıftan Ulus İnşasına

          Sunduğum perspektif, Şerefnâme’nin sadece bir “etnik tarih” değil, aslında Şark dünyasının siyasi ve askeri dönüşüm belgesi olduğunu kanıtlar:

          Askeri Unvan Olarak Ekrad: Keşfü’z-Zunûn’da bu eser, “askeri taburlar ve savaşçı sınıfların (Ekrad) emirlerini zikreden bir tarih” olarak tanımlanır.

         Coğrafi Tanım: Mateos ve Bar Hebraeus (13. yy) metinlerinde geçen “Kurtistan” (Քրդու ստան / ܟܘܪ̈ܕܝܐ) ifadeleri, etnik bir devletten ziyade, savaşçı grupların (Kurtlar/Oğuzlar) yoğunlaştığı “Dağlık Bölge/Cibal” anlamını taşır.

         Dilsel Dönüşüm: M. Avni, 3. sayfada şehirlerde “milli olmayan dillerin” (Arapça, Farsça, Türkçe) hakimiyetinden yakınırken, aslında kadim dönemdeki ortak kültürel dokuyu “gerileme” olarak nitelendirerek oryantalist terminolojinin etkisini sürdürmüştür.

         Şerefnâme çevirisi, oryantalistlerin “Kord/Kordestan” kavramlarını çarpıtarak oluşturduğu illüzyonu bozarak; Mesudi’nin Oğuz-Karluk-Kurt özdeşliğine dayanan gerçek tarihsel zemine oturtacaktır.

                       Sayfa: (8) 

          (Şerefname Kitabının 1860 Senesi Ocak Ayında Rusya’da Basılan Farsça Nüshasının Fransızca Mukaddimesinin Tercümesi)

          (Şerefname); kadim zamanlardan H. 1005 (M. 1596) yılına kadar olan çeşitli Kurt (Ekrad) kabilelerinin ve emirliklerinin tarihini konu alan bir kitaptır.

Bu kitabın müellifi ise; küçük olmasına rağmen Kurtistan emirlikleri arasında şan ve şeref bakımından en bilinenlerinden biri olan Bitlis Eyaleti Emiri Şemseddin oğlu Şeref Han’dır.

          (Burada merhum mukaddime yazarı; müellifin hayatına dair, bizzat müellifin kendi kaleminden çıkan ve kitabın sonunda “Zeyl” (Ek) başlığı altında yer alan biyografiden bazı detayları nakletmiştir. Biz bu kısımları -zaten kitapta mevcut olduğu için- burada muhtasar geçtik; bakınız sayfa 573).

Şeref Han, Kurtların (Ekrad) bu tarihini H. 1005 (M. 1596) yılında, Türk Sultanı’na bağlı olduğu bir dönemde tamamlamıştır. Müellif bu tarihinde, eserini bizzat birkaç farklı yerde zikreder. Ancak Şeref’in bu telife tam olarak ne zaman başladığını kesin bir şekilde tayin etmek zordur. Mukaddimede belirtilenlere bakılırsa; kendisinde bu eseri yazma arzusunun uyanması bu tarihten çok daha öncelere dayanmaktadır. Zira o, uzun süre boyunca tarihe doğal bir eğilim duymuş, derin araştırmalar yapmış ve nihayet daha önce hiç kimsenin bu kadar kapsamlı bir şekilde ele almadığı “kendi kavminin tarihi” üzerine bir eser vücuda getirmeye karar vermiştir. Lakin o dönemdeki planları ve meşguliyetleri, bu düşüncesini hemen hayata geçirmesine engel olmuş; bu ciddi tasarı üzerinde uzun süre düşündükten sonra, huzur ve sükun bulduğu bir vakitte telif işine başlayabilmiştir.

          Bana öyle geliyor ki, Mösyö Veliaminov (Scheref) ile aramızda bir görüş birliği bulunmaktadır…

                    Sayfa: (9)

        Şeref Han, bu çalışmaya ancak Sultan III. Murad’ın kendisini atalarının makamına iade etmesinden sonra bizzat başlayabilmiştir.

        Şerefname kitabını; çeşitli Şark kaynaklarından derlediği bilgiler, güvenilir şahsiyetlerin rivayetleri ve nihayetinde kendi hatıraları ile notlarından süzerek telif etmiştir.

           Bu Kurtlar (Ekrâd) tarihinin ilmi değerine gelince; bu konu tartışmaya yer bırakmayacak kadar nettir. Üzerinden üç yüz yıl geçmiş olmasına ve o tarihten bu yana Şark’ta bu alanda çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, hiçbir eser onunla kıyaslanamaz. Eğer Şeref’in kitabını bir kenara koyarsak, elimizde çeşitli ülkelerin farklı müellifleri tarafından kaleme alınmış eserlere dağılmış, Kurtlar (Ekrâd) tarihine dair parçalı bilgilerden başka bir şey kalmaz. Bu parçalı bilgiler her ne kadar sayıca çok olsa da, gerçek anlamda tatmin edici ve eksiksiz bir tablo sunmaktan uzaktır. Bu kopuk hikayelerle; kendi özel tarihlerine sahip çok sayıda kabileye bölünen Kurtlar (Ekrâd) gibi bir halkın düzenli ve bütüncül bir tarihini inşa etmek asla mümkün değildir.

          Şeref, kitabında Arapça, Farsça ve Türkçe tarihlerden toplayabildiği olayların yanı sıra, hatırı sayılır derecede yeni hadiselere de geniş yer vermiştir. Tüm bu verileri kabilelere göre tasnif ederek Asya halkları tarihindeki büyük bir boşluğu doldurmuştur ki müellifin büyük fazileti de burada ortaya çıkar.

         Coğrafi bilgiler ile milletlerin tabiatı ve vasıflarına dair bilgileri tarihine nasıl dahil edeceğini gayet iyi bilen müellif, bu yönüyle eserin edebi değerini de yükseltmiştir.

Müellif olarak Şeref’e yöneltilebilecek eleştirilere gelirsek; bunlardan iki temel olanı vardır: Birincisi telif usulü ve kurallarıyla, ikincisi ise üslupla ilgilidir. Kurtlar (Ekrâd) tarihinde yer alan tüm olay ve vakaların, belirli bir sıraya göre düzenlenmesi gerekirdi ki…

                Sayfa: (10) 

       (Kurt tarihiyle ilgili vakaların) birbirinden tamamen ayrılan iki tabaka üzerine kurulması gerekirdi. Bunlardan ilki ve dikkate değer olanı; başka hiçbir yerde bulunmayan, müellifin bizzat Kurtların (Ekrâd) ağzından topladığı rivayetleri, tarihsel kıssaları ve bizzat şahit olduğu olayların tasvirini içeren kısımdır. Bu açıdan Şerefname, kaynağı asla tükenmeyecek bir eserdir. İkincisi ise diğer kitaplardan ve müelliflerden derlenen hadiseleri kapsar. Şeref, bu ikinci kısma dair hadiseleri aktarırken ihtiyat ve dikkati biraz az tutmuştur. Bazı yerlerde olayları birbirine karıştırmış, özel isimlerin (alametlerin) zaptında hatalar yapmış ve kaçınılmaz bir düzensizliğe düşmüştür ki bu kısımlara tam anlamıyla itimat edilemez.

         Üslup meselesine gelince; Şark zevkine uygun düşen çok sayıda şiir kullanımı ve tumturaklı cümleler bir kenara bırakılırsa, üslubun basit olduğu söylenebilir. Ancak bu üslup, sanatsal açıdan iyi bir işçilikten uzaktır ve metinde sıklıkla sıhhati şüpheli ifadelere rastlanır. Bu sebeple, asıl metni incelerken şüphe duyduğum paragraf ve kelimelerin yanına bir soru işareti (?) koymaya özen gösterdim. Bunlar hakkındaki geniş ve doyurucu açıklamalarımı, kitabın sonuna ekleyeceğim (kendi telifim olan) “Talikat” (Notlar) kısmında sunacağım.

         Bununla birlikte, şu an yaptığım bu eleştirilere çok büyük bir önem atfedilmemelidir. Zira Şeref Han’ın olayları aktarırken gösterdiği o küçük dikkatsizlikler ve titizlik noksanlığı, aslında bilimsel araştırmalarda elzem olan o hassasiyet duygusuna sahip olmayan çoğu Şarklı müellifte yaygın görülen bir kusurdur. Onlar genellikle derin bir tetkikten ziyade hafızalarına dayanarak yazarlar. Üslup konusundaki belirgin ihmalkarlık ise hayatının büyük kısmını yüksek makamlarda, harp sanatıyla ve savaşlarla uğraşarak geçirmiş bir adam için (Şeref Han) görmezden gelinebilecek bir durumdur.

                 Sayfa: (11)

         Şerefname nüshaları Şark’ta genel olarak az yayılmıştır. Bunun sebebi ise oldukça basittir: Çünkü Kurtların (Ekrâd) tarihi, Asya tarihinde çok büyük bir etki yaratmamış olan bir milletin tarihidir ve Şarklılara faydası azdır. Buna rağmen Şerefname, Katip Çelebi adıyla meşhur Hacı Halife’nin meşhur eserler ve fenler sözlüğünde (Keşfü’z-Zunûn) önemli bir yer edinmiştir (Bakınız: Keşfü’z-Zunûn, Flügel baskısı, No: 2135-2144). Bu büyük müellif (Katip Çelebi), coğrafya üzerine olan Cihannüma kitabını telif ederken; keza Zeynelabidin de Riyazü’s-Siyaha kitabını yazarken Şerefname’den Kurtlar (Ekrâd) ile ilgili pek çok bilgi alıntılamışlardır.

Şerefname, Asya’da Türkçeye de tercüme edilmiştir ve bilinen iki Türkçe tercümesi mevcuttur. Bunlardan birincisi, Sami adında bir adam tarafından, bir Kurt (Kurd-i) emiri olan Mustafa Bey’in işaretiyle yapılmıştır (Bakınız: Morley, Büyük Britanya ve İrlanda Kraliyet Asya Cemiyeti Kütüphanesi’nde korunan Arapça ve Farsça tarihi yazmaların tasviri fihristi). Hacı Halife bu kitabı “Bitlisli Şeref Han Tarihi” adıyla anmaktadır.

       Avrupa’da bu Kurt (Kurd-i) tarihinden ilk bahseden kişi ise D’Herbelot’dur. O, “Şark Kütüphanesi” (Bibliothèque Orientale) adlı eserinde, biri “Bitlisli Şerefxan Tarihi” diğeri “Kurtlar Tarihi” başlığı altında iki makalede bu eserden söz etmiştir (Bakınız: Maastricht). Ancak bu iki makale, meşhur Hacı Halife’nin kitap ve müellifler sözlüğünden alınmış olup harfiyen bir tercüme değildir.

         Görünüşe göre Şerefname kitabının bir nüshasına sahip olan ilk Avrupalı, Sir John Malcolm’dur. O, bu nüshayı Mukri kabilesinden bir Kurt (Kurd-i) liderinden almıştır (“Kurtlar Tarihi” adı altında ve “B. Korvink von Scheref” adıyla bilinir). Bu nüsha ve kalitesi şu an Büyük Britanya ve İrlanda Kraliyet Asya Cemiyeti’ndedir; fihriste bakınız.

           Şerefnameyi arapçaya çeviren çevirmenin bahsetmiş olduğu kitabın içerisinde ki kayıt. Bu görsel, (Herbelot, Barthélemy d’ (1625-1695). Auteur du texte. Bibliothèque orientale, ou Dictionnaire universel contenant toutce qui fait connoître les peuples de l’Orient. Tome 3 / . Leurs histoires et traditions, tant fabuleuses que véritables, leurs religions et leurs sectes, leurs gouvernemens, politique, loix, moeurs, coutumes et les révolutions de leurs empires, les arts et les sciences, la théologie, médecine, mythologie, magie,physique, morale, mathématiques, histoire naturelle,chronologie, géographie, observations astronomiques,grammaire et réthorique, les vies de leurs saints, philosophes,docteurs, poëtes, historiens, capitaines, et de tous ceux qui sesont rendus illustres par leur vertu, leur sçavoir ou leurs actions ;des jugemens critiques et des extraits de leurs livres écrits enarabe, persan ou turcs [sic], sur toutes sortes de matières et deprofessions, par Mr d’Herbelot. Tome premier [-quatrième et dernier]. 1777-1779. Sayfa:418) den alınmıştır.

                                         TARIKH AKRAD (Kurtların Tarihi)

                                                   Metnin Tam Karşılığı:

             “TARİH-İ AKRAD: Kurtların ve Kurtistan’ın Tarihi. Bu halklar ve meskûn oldukları memleket hakkında birçok tarih mevcuttur; bunların arasında Selahaddin ve soyuyla (ki onlar aslen Kurt idiler) ilgili olan Muffarrag’ alcoloub fi Beni Aïoub ve Soïar Salah eddin eserleri vardır. Ayrıca Bitlisli Şeref Han’ın Tarihi (Tarikh Scharf Khan Al Bedliſſi) de bu halkın temel tarihlerindendir.”

                   Şerefhanın Kurd / Kurt olarak bahsettiği Selahaddin Eyyubinin hakkında 11 . yüzyıl Ermeni haçlı kroniğinde geçen bölüm:

               Samuel d’Ani Kroniği (S. 453) – Belge Çevirisi

           “Eyoub (Այուբ – Ayub) isimli bir adam ve kardeşi Schirakouh (Շիրաքուհ – Şirakuh), Kurtlar milletinden (Քուրդ ազգաւ – K’urd azgav) olup; onları yerlerinden eden fakirlik nedeniyle Tëvin’den (Դուինայ – Duinay) ayrılıp Mezopotamya’ya (Միջագետս – Midjagets) geçtiler; oradan Tékrit’e (Թկրիթ – T’krit’) giderek odun taşıyıcılığı (փայտակիրս – p’aytakirs) yaptılar.

           Bu Eyoub (Eyüp), rüyasında belinden bir ateşin çıktığını ve çok geniş toprakları yakıp kavurduğunu gördü. Bu rüyayı bir Yahudiye anlattı; Yahudi ona şu sözlerle açıkladı: ‘Hükmü çok uzaklara yayılacak bir oğul dünyaya getireceksin.’. Eyoub ona şöyle cevap verdi: ‘Eğer böyle olursa, doğacak olan bu oğul sana ve çocuklarına her yıl bin kırmızı altın (tahégan) verecek.’. Bu sözleri yazıya dökerek kayıt altına aldılar.

       Aynı yıl içinde Eyoub’un Youçouf (Յուսուֆն – Yusup’n [Yusuf]) adını verdiği bir oğlu oldu. Çocuk büyüdüğünde amcası Schirakouh onu yanına alarak Halep Sultanı (սուլթանն Հալապայ) Nour-eddin’in (Նուրադին – Nuradin) huzuruna çıktı.          Schirakouh bilgelik dolu bir adamdı; Sultan onu ordularının başına komutan yaptı ve Mısır’a (Մըսըր – Msr) gönderdi. Henüz çok genç olan Youçouf (Yusuf), Nour-eddin’in sarayında muhafız (ջանդար – djandar) idi ve onun gözünde büyük takdir kazandı.”.


Belge Üzerine Teknik Notlar:

Kurtlar/Akrad Tanımı: Metinde geçen “Քուրդ ազգաւ” (K’urd azgav) ifadesi, d’Herbelot’nun “TARIKH Akrad” başlığıyla tam bir tarihsel süreklilik arz eder. Ermeni kroniği, bu topluluğu 11. ve 12. yüzyıl bağlamında “Kurt milleti” olarak tescil etmektedir.

          İsim Formu: Selahaddin’in metindeki adı Youçouf (Yusuf) olarak geçer. Bu, d’Herbelot’nun belirttiği “Saladin” isminin kökenindeki şahsiyeti belgelerle doğrular.

          Coğrafi Akış: Dvin’den (Tëvin) Tikrit’e, oradan Mısır’a uzanan bu hat, 11. yüzyıl Ermeni kaynaklarında bu askeri ve siyasi hareketliliğin nasıl kayıt altına alındığını göstermektedir.

Buradan anlıyoruz ki Şerefnameyi Arapçaya çeviren kişi veya kişiler, bilinçli bir şekilde tahrifat yapmışlardır. Çeviriye geri dönelim.

               Sayfa: (12)

         (Malcolm’un elindeki nüsha hakkında) Çok gariptir ki bu nüsha, Erdelan hâkiminin tarihine dair H. 1225 (M. 1810) yılında yazılmış bir zeyl (ek) içermektedir (Bakınız: Morley ve Marelo fihristi). Sir John Malcolm, 1815 yılında neşredilen “İran Tarihi” (History of Persia) adlı eserinde Şerefname’den sıkça bahsetmiş; hatta ondan bazı kısa bölümler alıntılamıştır. Ancak bu bölümlere özel bir önem atfetmemiş ve bu telifin içeriği hakkında doğru detaylar vermemiştir (1).

          Avrupa, 1826 yılına kadar bu kitabın bilimsel değerini itiraf etmek ve aydın kesimin gözünde ona önem kazandırmak zorunda kalmamıştır. Bu gerçeği burada ilan etmeyi kendime bir vazife addediyorum: Bu hizmetin şerefi, Rusya’ya ve onun ilim adamlarına aittir (Bakınız: Asya Mecmuası / Journal Asiatique, 2. Cilt). 1826 yılında Mösyö Fraehn, bu Kurt (Kurd-i) tarihinin lehine sesini yükselten ilk kişi olmuştur. O, bu eser hakkında kısa bir analiz yayınlamış ve bu analizi, kitabın tam bir tercümesinin gün yüzüne çıkması temennisiyle bitirmiştir.


(1) Dipnot: Bu İngiliz yazar (Sir John Malcolm), Şerefname’yi “Kurt Tarihleri” (Tevarih-i Ekrad) olarak adlandırmakta ve müellifin ismini “Şerefeddin” olarak zikretmektedir. “Kurt Tarihleri” başlığı, Avrupa ve Asya’da bu kitaba verilen genel bir isimdir; keza Malcolm’dan on yıl sonra Kurtistan’ı ziyaret eden Mösyö Rich de eseri bu isimle anar (Bakınız: Kurtistan’da İkamet ve Eski Ninova Harabelerinin Tasviri, Londra baskısı 1836, 1. Cilt, s. 109, 247, 302, 380). Müellifin adının “Şerefeddin” olarak kabul edilmesi ise pek doğru sayılmaz; zira müellif kendi kelamında kendisini sadece “Şeref” olarak isimlendirir. İsmin ilk parçası (Şeref) ancak ikinci bir ekle tamamlandığında “Din” kelimesi gizli kalır. Morley de fihristinde Malcolm’u takip ederek müellifi daima “Şerefeddin” olarak adlandırır; aynı durum St. Petersburg fihristinde de tekrarlanmaktadır.

                  Sayfa: (13)

           Asya tarihinde bu denli önemli olan bir kitap hakkında şöyle denilmiştir: “Bu nadide eserin tercümesi, bizim için Asya tarihini aydınlatan bir pencere olacaktır.” Aynı yıl Mösyö Volkov, “İran’ın Farsça Tarihi” başlıklı risalesinde Şerefname’den bahsetmiş ve müellif hakkında bazı bilgiler sunmuştur (Asya Mecmuası, 8. Cilt, 1826, s. 291, 298).

          Bundan bir süre sonra Mösyö Charmoy, St. Petersburg’daki Şark Dilleri Enstitüsü profesörü iken, Mösyö Fraehn’in tavsiyesi üzerine Şerefname’yi neşretme ve tercüme etme işine girişmiştir (Bakınız: Fraehn, Şeyh Safiyüddin-i Erdebili’nin Hayatı). Bu müsteşrik alimi, (sağlık sorunları gibi) bazı zorunlu sebepler dışında bu çalışmayı tamamlamaktan hiçbir şey alıkoyamazdı; eğer bunu başarsaydı, şüphesiz bilim dünyasının dikkatini üzerine çekerdi.

        Son zamanlarda, alimlerin ve seyyahların çabaları sayesinde Kurtistan’ın dil, tarih ve coğrafyasının incelenmesi büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Şerefname kısa sürede özel araştırmaların konusu haline gelmiş, bu önemli kitaptan istifade edenlerin sayısı büyük ölçüde artmış ve eser üzerine yeterli derinlikte analizler ortaya çıkmıştır.

          Mösyö Quatremère, Moğol Tarihi (Farsça, Paris, s. 319-329) adlı eserinde Şerefname’den bazı bölümler aktarmıştır. Keza, St. Petersburg’daki İmparatorluk Kütüphanesi’nin Şark Yazmaları Fihristi’nde bu Kurt (Kurd-i) tarihine müstakil bir makale ayrılmıştır (Bakınız: St. Petersburg 1852, s. 295). Doktor Barb da Zeitschrift (ZDMG) dergisinde yayınlanan iki notunda, Şerefname’nin tüm içeriğinin -aslında Türkiye ve İran tarihiyle ilgili olan hatime (son söz) kısmına kadar- kısa bir özetini sunmuştur. Adı geçen müellifin yine aynı dergide çıkan üçüncü notunun ise, daha önce yazdıklarının bir tamamlayıcısı olduğu kabul edilebilir.

            Sayfa: (14)

        (Doktor Barb’ın notları hakkında) İlki “Beş Kurt (Kurd-i) Emirliği Tarihi” olup, eserin birinci cildinin tamamının tercümesini içerir. Mösyö Morley de fihristinde Şerefname’yi analiz etmiş; British Museum’da bulunan iki Türkçe tercümeden yola çıkarak kabile isimlerini ve tahrif edilmiş (bozulmuş) özel isimleri tashih ederek eklemiştir.

         Mösyö Lerch de Kurtlar (Ekrâd) tarihi üzerine yaptığı araştırmalarda küçük bir not kaleme almış ve bu kitaptan alıntıladığı garip bilgilerden bahsetmiştir. Nihayet Mösyö Konik de bu görüşe katılmış ve büyük bir boşluğu doldurmak, gerçek bir ihtiyacı karşılamak amacıyla söz konusu yazma eseri (Şerefname) neşretmiştir.

Uzun süre düşündükten sonra kanaat getirdim ki; Şerefname’nin basılması sadece faydalı bir iş olmakla kalmayacak, aynı zamanda Kurtlar (Ekrâd) tarihinin mevcut durumu açısından bir zorunluluk olacaktır. Bu sebeple, Farsça asıl metni (asl) neşretmeye, buna ek olarak tarihi, felsefi ve coğrafi şerhler ile notlar içeren bir tercüme hazırlamaya karar verdim. Şu an sunduğum kısım, “Hâtime” (Son Söz) hariç tüm Şerefname kitabını kapsamaktadır. Bu bölüm, her bir kabilenin müstakil tarihini içermesi ve müellifin bizzat kendi kaleminden çıkan biyografisiyle son bulması hasebiyle Kurt (Kurd-i) tarihindeki en büyük ve en azametli kısımdır.

“Hâtime” kısmı ise ikinci cilde dahil edilecektir; orada asıl metnin neşrinde izlediğim yöntemi birkaç kelimeyle açıklayacağım.

           Söz konusu kitaba dair dört adet yazma nüshaya ulaştım:

            1. St. Petersburg İmparatorluk Kütüphanesi Nüshası: H. 1007 yılında (kitabın telifinden iki yıl sonra) istinsah edilmiş olup bizzat müellifin (Şeref Han) incelemesinden geçmiş nüshadır.

                   Sayfa: (15)

         (Birinci maddedeki St. Petersburg nüshası hakkında devamla) (1) Bu kıymetli yazma eserden Mösyö Fraehn de bahsetmiştir (Bakınız: Dorn). Yazmalar fihristinde tavsif edildiği üzere; bu nüshada bir miktar eksiklik bulunmaktadır. Zira metin, (Mahmudi) kabilesinin tarihini inceleyen faslın ortasından başlamakta ve (Siyah Mansur) kabilesinin tarihini inceleyen fasılda sona ermektedir. (Bakınız: Asıl metnin birinci cildi, s. 304–324).

          2. Mösyö Hanikof Nüshası: Bu alim müsteşrik, söz konusu nüshayı 1854 yılında İran’da Rusya Konsolosu olarak görev yaptığı sırada satın almıştır. Bu nüsha (Selmas vilayetinin merkezi olan) Dilman kasabasından gelmiştir. Mösyö Hanikof, bu nüshayı Azerbaycan Kurtlar (Ekrâd) hâkimi (Yahya Han) el-Hani’den getirdiği diğer iki yazma ile karşılaştırmıştır. Herkesin takdirini kazanan bu hamiyetperver alim, çalışmamız boyunca kendi elindeki bu nüshayı basım süresince bize ödünç verme lütfunda bulunmuştur. Hanikof’un bu nüshası, H. 1007 tarihli asıl nüshadan kopyalanmış bir yazmaya dayanmaktadır. Bu kopyayı, Mahmud Rıza bin Sabır Ali el-Kırbilani adında bir şahıs, Ruşen Efendi adındaki bir zatın emriyle 19 Şaban 1252 (M. 1837) tarihinde tamamlamıştır. İşte bu yazmanın sonunda yer alan ifadenin bir sureti:

“Müellif, el-Fakir ve Musannifi el-Hakir, Allah’ın rahmetine muhtaç olan el-Melik el-Celil el-Bari Şeref bin (tamamlanmamış)…”


(1) Dipnot: Bu iddiayı, söz konusu yazmanın sonunda yer alan şu ifade de desteklemektedir: “Bu eserin tahriri, teshih ve tenkihi (düzeltilmesi ve gözden geçirilmesi); bizzat müellifi ve musannifinin eliyle gerçekleşmiştir. Allah onun devletini ve yüceliğini daim etsin. Bu çalışma, Hicret-i Nebeviyye’nin (S.A.V.) bin yedi (1007) senesi Şevval ayının sonlarında, Bitlis kasabasında tamamlanmıştır; Allah onu iblisin telbisinden (hilelerinden) korusun.”

                  Sayfa: (16)

           (Hanikof nüshasındaki biyografik kayıt devamla) “…Şemseddin el-Ruzekî el-Bidlisî. Allah onu kalemin zilletlerinden (hatalarından) korusun.” Bu kayıt, Hicret-i Nebeviyye’nin (S.A.V.) 1007 senesi Muharrem ayının sonlarında, Bitlis kasabasında düşülmüştür; Allah onu hilelerden korusun. Bu kitabın (istinsahı), Allah’ın yardımı ve mülkün sahibi olan el-Vehhab’ın zaferiyle, kulların en zayıfı olan ve cihadı terk edenlerin en küçüğü; Dilman köyü sakini Muhammed Rıza bin Kerbelayi Sabır eliyle,  19 Şaban Salı günü kuşluk vaktinde tamamlanmıştır (1).

          Bu yazmanın pek çok yerinde Ruşen Efendi’nin mührü ve yazısı bulunmaktadır. Bu mühür üzerindeki Farsça ibare şöyledir: “Tecelli-i ilah na gâh ayed, emma ber dil-i agâh ayed” (İlahi tecelliler ansızın gelir, lakin ancak uyanık/bilinçli kalplere gelir). Mührün ortasında Ruşen ismi ve 1251 (M. 1835) tarihi görülmektedir. Hanikof nüshası yaklaşık 250 varaktır; tamamı aynı elden çıkmıştır, hatları oldukça net ve satırları birbirine yakındır.

          3. St. Petersburg Asya Müzesi Nüshası: Bu nüsha 576 numara ile kayıtlıdır ve eski bir Rus nüshasına dayanmaktadır. Bu yazma 605 varak olup hattı…


(1) Dipnot: Muhammed Rıza’nın sözlerinden, bu nüshanın bizzat müellif hattından mı kopyalandığı yoksa müellif nüshasının başka bir kopyasından mı aktarıldığını kesin olarak belirlemek zordur. Her halükârda, söz konusu nüsha ile İmparatorluk Kütüphanesi’ndeki nüshanın aynı (asıl) olması mümkün değildir. Zira her ikisi de aynı yıl (1007) yazılmış olsa da, yazıldıkları aylar farklıdır. Ayrıca bu iki nüshanın içerik düzeninin (tercüme/tertip) birbiriyle tam olarak uyuşmadığı da gözlemlenmektedir.

                      Sayfa: (17)

          (Asya Müzesi nüshası hakkında devamla) Hattı çok kaliteli değildir ancak tamamen okunabilir durumdadır. Bu nüsha Mösyö Rosseau’ya gönderilmiştir; nitekim ilk sayfasında yer alan ve Bâdâ Han (Savubulak yakınlarındaki bir gölün kıyısındaki hâkim) tarafından yazılan not da bunu doğrulamaktadır. Ancak bu nüshada ne istinsah (kopyalanma) tarihi ne de müstensihin (kopyalayanın) ismi zikredilmiştir. Hatta yazmanın kendisi tam olmayıp, sonunda yaklaşık dört satırlık bir eksiklik bulunmaktadır. İşte bu nüsha, Mösyö Volkov’un Asya Mecmuası’ndaki notunda bahsettiği nüshanın ta kendisidir.

          4. St. Petersburg Asya Müzesi 576 Numaralı Nüsha: Bu nüsha, İran’dan Baron Bode tarafından getirilmiştir. Yaklaşık yüz sayfadan oluşan bir seçkidir (müntehabat) ve şu kelimelerle başlar: “Ki eyvân-ı keyvân bâ-vücûd-ı uluvv-i mekân…” (Bakınız: Mukaddimenin birinci cildi, s. 4). Şu kelimelerle de nihayete erer: “…Sübhân Bey ve Sultân Ahmed Bey.” (Bakınız: Sövidî emirleri tarihi, birinci cilt, s. 257). Yazma, hattın güzelliği bakımından büyük bir değer taşısa da muhafaza durumu oldukça kötüdür. Kenarlarındaki (derkenar) eski notlar ve yorumlar, başındaki rivayetlerle dolu kısımlar ve dini konuları inceleyen parçalar bunun eski bir nüsha olduğunu göstermektedir. Ayrıca Erdelan hâkimlerinin tarihini içeren bölümün oldukça yeni bir kopyası da mevcuttur (Bu bölüm, yazmanın son varaklarıyla birlikte ciltlenmiş haldedir).

Bu nüshada ehemmiyet ve itibar bakımından büyük bir eksiklik daha bulunmaktadır. İlki şu kelimelerle başlar: “Muhammed Han Şehir…” ve şu kelimelerle biter: “…ve şâyeste-i rif’at-i ân kes est.” (Bakınız: Birinci cilt, s. 129–159). İkincisi ise şu kelimelerle başlar: “Âsâr-ı şecâatiş…” ve şu kelimelerle biter: “…ve penc-i peser dâşt.” (Bakınız: Birinci cilt, s. 189–197). Diğer tüm sayfalar ise yerli yerindedir.

              Sayfa: (18)

            Kanaatimce, bu dört yazma nüshadan sadece iki tanesi tamdır: Mösyö Hanikof nüshası ve Asya Müzesi’nin 576 numaralı nüshası. Her ne kadar müellifin mukaddimede sunduğu fihriste bakıldığında dört fasıl eksik görünse de durum böyledir. Mukaddimede zikredilen ancak tanımladığımız yazmaların asıl metninde bulunmayan veya bize ulaşmayan bu bölümler; (Zirza, İstûnî, Tasnî ve Tarzâ) hâkimlerinin tarihine dair özel fasıllardır. Bana öyle geliyor ki müellif bunları ya hiç telif etmedi ya da bunlar hakkında yeterli materyal toplayamadı. Belki de zamanı yetmediği için bunları yazmaktan vazgeçti, sadece isimlerini eserine dahil etme niyetini belirtmekle yetindi; en güçlü ihtimal budur. Zira Şeref Han, mukaddimede belirlediği sisteme genel olarak tam anlamıyla sadık kalmamıştır. Bu durum, yazmalardaki mevcut materyal fihristi ile kitabın başındaki fihrist karşılaştırıldığında açıkça görülmektedir.

          Asya Müzesi’nin 576 numaralı nüshası, ikinci kısmın üçüncü babının ikinci faslında (sayfa 7), “Mâhî Deşt Emirleri” hakkındaki paragraftan sonra, “Tarzâ Emirleri” tarihinin bulunması gereken yerde bir boşluk içerir. Tüm bu yazmalarda eksik olan bir diğer nokta ise “Kelbağî Emirleri” üzerine bağımsız bir şerhtir (Sir John Malcolm nüshasına bakınız, Morley fihristi s. 149). Bu değişiklikler ve durumlar, kitabın bu kısımlarının bizzat müellif tarafından nihai formuna kavuşturulmadığı, dolayısıyla eserin tam olarak tamamlanmadığına dair inancımı güçlendirmektedir. Yine de tüm bunlar birer varsayımdır. Bu mesele, ancak çok sayıda başka nüshaya ulaşıldığında vicdanları rahatlatacak kesin bir çözüme kavuşabilir.

                   Sayfa: (19)

             Elimdeki dört yazma nüsha hakkındaki bu açıklamalarımı daha fazla genişletmeyeceğim; zira aralarındaki farklara dair tespitlerimi kitabın ikinci cildinin sonunda kaleme alacağım. Bilahare yayınlayacağım bu “Talikat” (notlar), her bir nüshanın değerini adil bir şekilde takdir etmemize de yardımcı olacaktır.

            Bu kitabın neşri için İmparatorluk Kütüphanesi nüshasını temel almayı seçtim. Bu seçimi yapmak benim için hiç de zor olmadı; çünkü bu nüsha bizzat müellifin kendisi tarafından düzeltilmiş olan rivayeti (metni) temsil etmektedir. Ayrıca, söz konusu kütüphanenin müdüründen bu yazmaları kullanabilmek için tam bir izin ve kolaylık sağlayan bir muvafakat aldım. Kütüphanenin iç tüzüğü kitapların dışarı çıkarılmasına izin vermediği için, Hanikof nüshasını kütüphaneye götürerek asıl nüsha ile karşılaştırmak ve her bir prova sayfasını aslıyla titizlikle kontrol etmek zorunda kaldım. İmparatorluk Kütüphanesi nüshasındaki eksiklikleri ise Hanikof nüshası ile tamamladım. Böylece bende şu kanaat oluştu: Elde edilen bu metin, Asya Müzesi’ndeki nüshadan çok daha doğru ve tamdır; ayrıca iki kez gözden geçirilmiş olmasıyla da büyük bir üstünlüğe sahiptir.

           Metindeki eksikliklerin bulunduğu yerleri parantez ( ) işaretiyle belirttim. Bu işareti genel olarak, kütüphane nüshasında bulunmayan ancak diğer nüshalarda mevcut olan kelimeleri göstermek için kullandım. Bunlar ya müstensihin basit bir atlamasından kaynaklanan ya da anlamın ve yapının düzgünlüğü için gerekli olan kelimelerdir. Bu kelimelerin çoğunu tespit etmemde bana en çok Hanikof nüshası yardımcı olmuştur.

         İşte şimdi bu kitabı, yazım ve imlasında hiçbir değişiklik yapmadan basıma sunuyorum.

              Sayfa: (20)

          Bu sebeple, benim bu baskımda imla işaretlerinden (noktalama) çok azı bulunmaktadır. İzâfet hemzesini (ء) sadece asıl metinde (yazmada) konulduğu yerlerde kullandım. Şerefname kitabının bolca içerdiği ve dizgici için büyük bir sorun teşkil eden özel isimlerin (alametlerin) yazımında ise özellikle temkinli davrandım. Müellifin veya müstensihin kullandığı farklı yazım biçimlerini mümkün mertebe korumaya gayret ettim. İşte bu yüzden, örneğin “Ruzekî” kabile isminin yazımında büyük farklılıklar görmekteyiz; bazen “Rozekî” (روزكى), bazen de “Rûcekî” (روچكى) şeklinde yazılmıştır.

           Bununla birlikte, bana hatalı görünen yazımlar hakkındaki açıklamalarımı daha sonra yayınlayacağım “Talikat” (notlar) kısmına saklıyorum. Safi Farsça olan cümlelerde, kendime yapma izni verdiğim tek değişiklik; “tâ-i merbûta” (ة) veya “müdevvere” yerine “tâ-i meftûha” (ت) kullanmak olmuştur; tıpkı “hayât” (حياة) yerine (حيات) yazılması gibi (1).

           Ayrıca müstensihin (kopyalayanın) çok bariz olan hatalarını da düzelttim. Zira kütüphane nüshasında bazen hattın hiç de iyi olmadığı, sayfaların aceleyle ve özen gösterilmeden yazıldığı kısımlar bulunmaktadır. Bu düzeltme sürecinde diğer yazmalar bana rehberlik etmiştir. Özellikle Hanikof nüshasının yardımı, paha biçilemez bir destek olmuştur.

           Okurların zihninde şüphe uyandırabilecek diğer teknik düzeltmelere gelince; bunları notlarda (2) açıklayacağım. Yayın ve basım esnasında kullandığım bazı işaretler ise açıklama gerektirmektedir: Metindeki boşluklar (…) asıl nüshada bulunan boşlukları temsil eder. Noktalı boşluklar ise o kısmın okunamadığını gösterir.


(1) Dipnot: Buna rağmen, bazı yerlerde sehven (hataen) “cihet” (جهة) kelimesinin olduğu gibi bırakıldığı görülebilir.

(2) Dipnot: Araştırmalarımızdan sonra öğrendik ki o kısım henüz yayınlanmamıştır.

                 Sayfa: (21)

          (Metindeki boşluklar hakkında devamla) Bazı cümle ve ifadelerde silinmeler (hazf) yapılmıştır. Bu işaret, asıl nüshada beyaz (boş) bırakılan ancak anlam bakımından bir şeylerin eksik olduğunu gösteren yerlerde kullanılmıştır; ki bu eksikliği başka bir nüsha yardımıyla tamamlama imkanım olmamıştır. Diğer bir işaret olan köşeli parantez ([ ]) ise; ya kendi eklediğim kelimeleri ya da İbn Hallikân, Abdürrezzak ve müellifin bizzat kendi rivayet ve hikayelerini kendilerinden aldığı diğer müelliflerin eserlerine dayanarak, kendi içtihadımla doldurduğum boşlukları göstermektedir. Anlamın bütünlüğü için elzem gördüğüm veya müstensih hatası sonucu ortaya çıkan bozuk ifadeleri düzeltmek dışında bu yola çok nadir başvurdum. Sebepleri ve kanıtlarıyla desteklenen diğer detaylı düzeltme ve şerhleri ise genel notlarımda (Talikat) olduğu gibi bıraktım.

            Bu mukaddimeyi tamamlamadan önce okuyucudan ricam; bu çalışmayı kitabın basımı ve neşri yolunda atılmış genel bir bakış olarak değerlendirmesidir. Burada, bilgilendirme amacıyla, Avrupa’da bulunan ve varlığından haberdar olduğum bu kitabın (Şerefname) diğer yazma nüshalarının bir listesini eklemeyi bir görev addediyorum:

               Rusya’nın elinde bulunan ve bu kitabın bu şekilde neşredilmesine yardımcı olan dört nüshanın dışında, bildiğim üç nüsha daha mevcuttur:

          Birincisi Viyana’da (Avusturya), Doktor Barb’ın mülkiyetindedir.

          İkincisi Londra’da, Sir John Malcolm’a aittir ve Büyük Britanya ve İrlanda Kraliyet Asya Cemiyeti koleksiyonunun bir parçasıdır (Bakınız: Morley fihristi, s. 151).

          Üçüncüsü ise Paris’te bulunmaktadır; oldukça güzel bir hatla yazılmış olan bu nüsha, (Mösyö Rosseau’nun) koleksiyonunun bir parçasıdır (Bakınız: Journal Asiatique 1826, 8. Cilt, s. 291, not 2; ayrıca Moğol ve İran Tarihi, Quatremère s. 301).

                       Sayfa: (22)

            British Museum’da da Şerefname’nin bir nüshasının bulunması kaçınılmazdır.  Bu, Mösyö Rich’in Kurtistan’da elde ettiği ve diğer tüm yazmalarıyla birlikte oraya intikal eden nüshadır (Bakınız: Rich’in Kurtistan’daki ikametine dair anlatımı, 1. Cilt, s. 247; ayrıca yayıncının Barb’a yazdığı haşiye, s. 5). British Museum, daha önce de belirttiğimiz gibi, Şerefname’nin iki Türkçe tercümesine de sahiptir; Mösyö Reu bunlar üzerine kısa bir analiz çalışması yapmıştır (Bakınız: Morley fihristi, s. 145 ve 146, haşiye 3).

        St. Petersburg, Ocak 1860 İmza: V. Velyaminov-Zernov


                 BİLİMSEL MUKADDİME

       (Kurtlar ve Kurtistan Hakkındaki En Yeni Görüş ve Araştırmalar)

“Kurtistan” -veya Kurtların Memleketi-; büyük bir kısmı Türkiye’de, az bir kısmı İran’da ve en küçük kısmı ise günümüzdeki Irak’ın kuzey bölgesinde bulunan geniş bir ülke ve bölgedir. Burası, baskın nüfusu oluşturan sakinlerinin ismiyle, yani Kurtların adıyla anılır. Ancak bugün bu ismi (Kurtistan), Türkiye’deki siyasi eğilimlerin ortaya çıkardığı yeni idari ve coğrafi isimler arasında bulamazsınız.

          Nitekim eskiden (Kurtistan Eyaleti) olarak adlandırılan bölge -ki aynı durum İran’daki mevcut Kurtistan eyaleti için de geçerlidir- bu kadim halkın yaşadığı tüm şehir ve beldeleri kapsamadığı gibi, gerçek Kurtistan’ın tüm milli sınırlarını da tam olarak kuşatmaz. Bu geniş ülkeyi tam bir milli sınırla tanımlamak pek çok nedenden dolayı oldukça zordur. Bunlardan biri, tarihin çeşitli dönemlerinde önemli sayıda Türk, Fars ve Arap nüfusun Kurtistan’a yerleşmesi ve Kurt halkıyla karışmasıdır. Diğer bir sebep ise Kurtların bizzat kendilerinin Kurtistan dışındaki komşu bölgelere yayılmış ve oralardaki diğer unsurlarla iç içe geçmiş olmalarıdır.

                          Sayfa: (23)

         (Kurtistan sınırlarını belirlemenin zorluğu hakkında devamla) …büyük bir karışıklığa yol açmıştır. Bu sebeplerden biri de, büyük İslam devletlerinin gerçekleştirdiği idari ve siyasi taksimatların; unsurların birbirine karışmasına, harmanlanmasına ve milli-coğrafi sınırların değişmesine neden olmasıdır. Daha da önemlisi; eğitimli Kürtlerin milli duygularını modern bilim ve mantık çerçevesinde ortaya koyamamaları, Kurtçanın telif, yayın ve yazışma dili olarak gelişememesi ve ihmal edilmesidir. Bu durum, milli dilin Kurtistan’ın çoğu büyük şehrinde gerilemesine; sadece dağlarda, vadilerde yaşayan köylüler ile ova ve vadi sakinleri tarafından konuşulan bir dile dönüşmesine yol açmıştır.

         Her halükârda —nüfusun çoğunluğunun ana dili olan Kurtçayı konuşmasına, iletişimine ve yazışmasına dayanarak— Kurtistan’ı tarihi ve milli açıdan şöyle tanımlayabiliriz:

          Kurtistan kuzeyde; İran, Rusya ve Türkiye sınırlarının birleştiği coğrafi, siyasi ve milli bir sınır olan Ağrı Dağı’ndan (Cebel-i Ararat)1 başlar; Kurtların, Farsların ve Ermenilerin milliyet sınırlarını takip ederek güneye doğru, Arap Irakı ile Kurt Irakı’nı (veya Irak Kurtistanı’nı —kadim Musul vilayeti—) birbirinden ayıran Hamrin Dağları’na (Bağdat ve Basra vilayetleri sınırı) kadar uzanır. Doğuda Luristan’ın en uç sınırlarından (Bilâd-ı Acem) başlar, batıda ise Türkiye’deki Malatya vilayetine kadar ulaşır.

         Buna göre; Türkiye’nin doğu vilayetlerinin tamamı (Trabzon vilayeti ve Erzurum vilayetinin bir kısmı hariç), Kurtistan sınırları içinde kabul edilir. Keza mevcut Tebriz vilayetinin güney kısmı, İran Kürdistan eyaletinin tamamı ve Bilâd-ı Acem’deki Luristan da bu kapsama dahildir. Çünkü bu geniş bölgedeki şehirlerin, dağların, ovaların ve vadilerin ezici çoğunluğu; kan, dil, gelenek ve görenek bakımından tamamen Kürt unsuruna aittir…

Dipnot: Edouard Dulaurier’nin Urfalı Mateos Analizinde Ağrı Dağı Tescili yüzyıl müsteşriki Edouard Dulaurier, Urfalı Mateos’un Vekayinâme’sini Fransızcaya çevirirken (1850-1858), Ağrı Dağı (Ararat) merkezli coğrafyayı şu şekilde tescil etmiştir: Stratejik Sınır Taşı: Ağrı Dağı, bölgedeki Kurtlar (Ekrâd) topluluklarının yerleşim alanlarını belirleyen kuzeydeki en temel coğrafi ve milli sınır taşıdır (landmark). Etnik Coğrafya: Dulaurier, Mateos’un metinlerini analiz ederken, bu dağın eteklerinden başlayan ve güneye uzanan geniş havzayı, bölgedeki kadim Kurtlar (Ekrâd) unsurlarının ana vatanı ve 9 . yüzyıldaki siyasi birleşmelerin merkezi olarak tanımlar.

            Sayfa: (24)

        (Kurtistan şehirlerindeki dil durumu hakkında devamla) …büyük şehir ve başkentlerde milli Kurtlar (Ekrâd) dilinin yanı sıra Türkçe, Farsça ve Arapça da konuşulmaktadır. Kurtistan bugün üç doğu devleti arasında bölünmüştür: Türkiye, Acem (İran) ve Irak (sınır bölgeleri).

          Bu değerlendirmeye göre Kürdistan’ın tam ve detaylı sınırları şu şekildedir:

          Kuzeyden: Rusya’ya tabi olan Ermenistan Cumhuriyeti (Erivan bölgesi),     Türkiye’ye bağlı olan Erzurum, Kars ve Trabzon vilayetleri.

          Doğudan: İran’ın Azerbaycan eyaleti, Irak-ı Acem ve Fars eyaleti.

          Güneyden: İran’ın Huzistan eyaleti, Arap Irakı ve Şam çölü (Deyrizor sancağı).

          Batıdan: Fırat Nehri ve Anadolu’nun bazı doğu vilayetleri.

(Arazinin Yapısı ve İklim)

         Kurtistan, güneybatı kısmı hariç her yönden sarp dağlarla çevrilidir. Bu güneybatı kesimi ise pek çok yayladan, sıcak su kaynaklarından ve nehirlerin suladığı geniş ovalardan oluşur. Tarıma en elverişli bölgeler; Dicle ve Fırat havzaları ile bunların kolları olan Büyük Zab, Küçük Zab ve Habur nehirlerinin bulunduğu güney ve güneydoğu kısımlarıdır.

        Kurtistan’daki en yüksek dağlar en kuzeyde yer alır. Bu dağlar gür ormanlarla kaplıdır ve etrafları oldukça verimli vadilerle çevrilidir. Bu nedenle buralar yaz-kış nüfusun yoğun olduğu köy ve şehirlerle doludur. Buna karşın Türkiye ve İran sınırını ayıran dağ silsilesi çıplaktır, orman barındırmaz. Buralar sert volkanik kayalardan, derin yarıklardan ve uçurumlardan oluşur ki bu da söz konusu dağlık bölgenin en cesur ordular tarafından bile geçilmesini imkansız kılar. Bununla birlikte, Fırat gibi bölgenin en büyük nehir ve sularının çoğu bu bölgelerden doğmaktadır.

                  Sayfa: (25)

          (Nehirler hakkında devamla) …Fırat’ın kollarından biri olan Murad Nehri, Dicle ve onun kollarının tamamı güneye doğru akar. Sadece Katur Nehri’nin bir kolu olan ve Hazar Denizi’ne dökülen Kür Nehri bu genellemenin dışındadır. Ayrıca bölgede pek çok göl ve küçük iç deniz bulunmaktadır; bunlardan bir kısmı Şehire ve diğer bazı göllere, bir kısmı ise Bilâd-ı Acem’in (İran) birinci büyük gölü olan Urmiye Gölü’nün doğusuna dökülür.

                                 (Kurtistan Dışındaki Kurtlar / Ekrâd)

          Kurtistan’ın sınırlarını belirlemek ve onu diğer bölgelerden ayıran baskın Kurtlar (Ekrâd) unsuruna göre tanımlamak mümkün olsa da; Kurtistan sınırları dışında, bağımsız topluluklar halinde yaşayan pek çok Kurtlar (Ekrâd) kabilesi ve grubu mevcuttur. Örneğin, Kuzey Suriye’de İskenderun ile Halep arasındaki verimli vadilerde sayıları yaklaşık yüz bin (100.000) kişiyi bulan büyük Kurtlar (Ekrâd) grupları bulunmaktadır. Keza Halep’in doğusunda da tamamen Kurtlar (Ekrâd) köyleri mevcuttur. Anadolu’nun pek çok yerinde, Konya ovalarında, Haymana platosunda, Cihanbeyli’de ve Adana düzlüklerinde de büyük Kurtlar (Ekrâd) toplulukları yaşamaktadır. Ayrıca Kafkasya’nın güney vilayetlerinde yaşayan Kurtların (Ekrâd) sayısının uzmanlarca yarım milyon (500.000) civarında olduğu tahmin edilmektedir. Dahası, Doğu İran’daki Horasan ve Sistan eyaletlerindeki kabilelerin çoğu saf Kurtlar (Ekrâd) unsurundan oluşmaktadır; hatta Afganistan ve Belucistan bölgelerinde bile büyük göçebe Kurtlar (Ekrâd) gruplarına rastlanır.

(Nüfus Sayımı)

         Gerek genel olarak Kurtların (Ekrâd) gerekse özel olarak Kurtistan sakinlerinin nüfus sayısına dair görüşler ve tahminler büyük farklılıklar göstermektedir. Bunun sebebi, eski zamanlardan beri Kurtistan’ı yöneten hükümetlerin hiçbirinin dürüst ve titiz bir nüfus sayımı yapmamış olmasıdır.

Örneğin, merhum Şemseddin Sami (Arnavut), Türkçe eseri Kamusü’l-A’lâm’da bu konuya değinmiştir…

           Sayfa: (26)

       (Şemseddin Sami’nin verileri hakkında devamla) …Kurtların (Ekrâd) sayısını yaklaşık 2.500.000 (iki buçuk milyon) olarak zikretmiştir. İngiliz Ansiklopedisi (Encyclopædia Britannica), Kurtlar (Ekrâd) ve Kurtistan üzerine yaptığı kapsamlı bir araştırmada nüfusun üç milyona yakın olduğunu belirtmiştir. Fransızca yayımlanan İslam Ansiklopedisi’nde ise 1914 yılındaki Büyük Harp (I. Dünya Savaşı) öncesinde genel Kurtlar (Ekrâd) nüfusunun yine üç milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Hiç şüphe yok ki tüm bu rakamlar gerçeklikten ve haktan fersah fersah uzaktır.  Bunun temel sebebi; Kurtistan hakkında yazan seyyah ve yazarların çoğunun, yukarıda milli sınırlarını belirlediğimiz bu geniş toprakları tam bir milli titizlikle incelememiş olmalarıdır. Bu yazarlar; şehirlerde ve büyük merkezlerde yaşayan Kurtlar (Ekrâd) nüfusunu hesaba katmamışlardır. Zira bu merkezlerde Kurtça (Ekrâdca) dilinin yanı sıra Türkçe, Farsça ve Arapça da yaygın olarak konuşulmaktadır. Kurtistan idaresini elinde bulunduranların, tarih cahili olan Batılılara bu bölgeyi yanlış tanıtma çabaları ve bugüne dek süregelen propagandaların etkisi hala devam etmektedir.

           Bu yanılgı neticesinde; sadece milli dillerini konuşmayan şehirli nüfusu bu kapsama almayıp, “Kurtlar” (Ekrâd) ismini yalnızca dağlarda, ovalarda ve köylerde yaşayan göçebe aşiret mensuplarına ve savaşçı erkeklere hasretmişlerdir. Oysa şehirlerde yerleşik olan bu nüfus; Doğu’nun en eski medeniyetlerinin, yani Asur, Med ve Kayani medeniyetlerinin kurucu unsurları ve günümüz Kurtlar (Ekrâd) halkının ilk çekirdekleridir.

          Dolayısıyla verdikleri nüfus tahminleri eksik kalmış ve Kurtistan’ı tarihsel gerçeklerle, etnolojiyle ve milli verilerle uyuşmayan dar bir sınıra hapsetmişlerdir. Kadim Kurtlar (Ekrâd) kaynaklarının desteklediği ve titiz tarihsel araştırmalarla doğrulanan gerçekler; uzun seyahatler sonucunda elde edilen verilerle birleştiğinde, bu halkın ülkenin her yanına nasıl kök saldığını açıkça göstermektedir.

                 Sayfa: (27)

          (Nüfus analizi hakkında devamla) …Kurtlar (Ekrâd) halkı, Ankara’dan başlayıp Horasan’ın derinliklerine kadar yayılmıştır. Belirlediğimiz sınırlar dahilindeki Kurtistan sakinlerinin sayısı; Luristan, Kirmanşah ve Hamedan’da yaşayanlar da dahil olmak üzere 8.000.000 (sekiz milyon) nefesten az değildir. Kurtistan’da yaşayan diğer milliyetlere mensup olanları (en fazla bir milyon kişi) bu rakamdan düştüğümüzde; Kurtistan içinde ve dışındaki toplam saf Kurtlar (Ekrâd) nüfusu yaklaşık yedi milyondur. İşte o döküm:

BölgeNüfus
Bilâd-ı Acem’de (İran)1.500.000
Rusya’da (Güney Kafkasya)250.000
Türkiye’nin Tamamında4.500.000
Irak’ta500.000
Suriye’nin Tamamında250.000
TOPLAM7.000.000 (Yedi Milyon)

              (Asıl ve Dil)

         Bilim insanları, bu kadim Doğu halkı ile ilgili her konuda olduğu gibi, Kurtların (Ekrâd) aslı konusunda da farklı görüşlere sahiptir. Bir grup antropolog (etnolog), Kurtların (Ekrâd) soy bakımından tarih öncesi çağlarda Kardukya (Van ve Bitlis bölgesi) civarında yaşayan Aryen kabilelerine dayandığı görüşündedir. Bu kabileler; özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına olan tutkuları nedeniyle, kadim Asur İmparatorluğu’na karşı dağlara sığınmış doğal savaşçı topluluklardır.

          Bu görüşün en büyük kanıtı, kadim Yunan tarihçisi Ksenofon’un (Xenophon) M.Ö. 401 yılında “On Binlerin Dönüşü” adlı eserinde anlattığı olaylardır. Ksenofon, İran içlerinden kuzeye (Karadeniz’e) doğru çekilirken; Revandiz’den Dersim ve Erzincan dağlarına kadar uzanan bölgede, son derece sert, cesur ve savaşçı olan “Karduk” (Karduchoi) adında bir halkla karşılaştıklarını yazar. Hiç şüphe yoktur ki Yunanlıların telaffuz ettiği bu kelime…


Dipnot: Mesudi ve Klasik İslam Kaynaklarında Kurtlar (Ekrâd) ve Türk Topluluklarının Tasnifi Müellifin 27. sayfada zikrettiği “Asıl ve Dil” tartışmalarını, 10. yüzyılın en büyük coğrafyacı ve tarihçilerinden biri olan Mesudi’nin (ö. 956) kayıtları ile şu şekilde ilişkilendirebiliriz:

Kabile Dağılımı ve Soy: Mesudi, Cibal (dağlık bölge) ve Şam topraklarında yaşayan Şâdencân, Lediye, Mâzencân, Bârisân ve Câvânî gibi pek çok Kurtlar (Ekrâd) kabilesinin varlığından bahsetmiştir. Bu kabilelerin bir kısmının soylarının Arap (Mudar b. Nizar) kökenine dayandırıldığına dair yaygın kanaati aktarır.

İnanç Çeşitliliği: Metinde, Musul ve Cudi Dağı çevresinde yaşayan Yâkubî ve Cûrkânî gibi Kurtlar (Ekrâd) gruplarının Hristiyan inancına mensup oldukları, bazılarının ise Haricî düşüncesini benimsediği belirtilerek, bu halkın dini çeşitliliği vurgulanmıştır.

Türk Irkının Şubeleri (Oğuz ve Karluk): Mesudi, dünyanın bozkırlarında yaşayan toplulukları tasnif ederken; Gürcistan (Gordjistân), Best ve Bistam dolaylarından Sicistan (Seistan) sınırına kadar yayılan Oğuzlar (Gouze) ve Karlukları (Kharlodj) açıkça “Türk ırkının birer dalı” olarak nitelendirir.

                Sayfa: (28)

      (Ksenofon’un bahsettiği halk hakkında devamla) …Kurtlar (Ekrâd) kelimesidir. Dolayısıyla Kurtlar (Ekrâd) halkı, bu bölgelerde yaklaşık üç bin yıldır aynı özellik ve karakterlerle mevcuttur; bu vasıflar kadim Kurtlar (Ekrâd) kabilelerini her zaman diğerlerinden ayırmıştır.

          Önceki görüşten daha yeni olan bir başka fikir ise; Kurtların (Ekrâd) sadece bu Karduklardan ibaret olmadığını, aksine onlardan ve hatta Yunanlılardan çok daha kadim olduklarını savunur. Zira modern bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, tarihin şafağında Asur’a komşu yüksek dağlarda ve kadim Medya’da, “Guti” (Gutu) adında bir ümmet bulunmaktaydı. Bu kelime “savaşçı” anlamına geliyordu. Asurlular bu ismi kendi dillerine “Gardu” veya “Kardu” şeklinde nakletmişlerdir; ki bu, antik coğrafyacı Strabon’un “Kardasis” ismini açıklamak için kullandığı ismin aynısıdır. Bu ümmetin (sanıldığı üzere) aslen Turani kökenli olmasına rağmen, tarihin başlangıcında etraflarındaki Aryen kavimlerle kaynaşarak en kadim Aryenlerden biri haline geldikleri düşünülmektedir. Bu halk; Asur, Hitit, Susa (Elam) ve Babil medeniyetleri arasında kendine has bir medeniyet ve kültürel izler bırakarak temayüz etmiştir.

        Görünen o ki bu ümmet, Asur İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü dönemlerde siyasi bağımsızlığını bir nebze korumayı başarmıştır. Ninova’nın düşüşünden sonra ise, hakimiyetlerini güneye, Fars ve Huzistan eyaletlerine kadar yayan savaşçı bir halk olan Medlerle ittifak kurmuşlardır. Nitekim Kirmanşah ve Hamedan bölgesinde kurulan medeniyet, kuzeyde Kardukya ve Medya’da, hatta Asur’da Gutilerin bıraktığı medeniyetle aynı türdendir. Zira günümüzdeki Kelhur kabilesinin, kendi topraklarında bulunan kalıntılara dayanarak, Guti liderlerinin neslinden gelen “Guderz” soyuna mensup olduklarına inanmaları bu tezi desteklemektedir. Aynı şekilde “Guran” (yani Irak ve Acem eyaleti Kurtları) halkı da, Guderz b. Kiyo’nun soyundan geldiklerine inanırlar. Bu Guderz’in, Kudüs’ü tahrip etmesi ve Yahudileri esir alması için Kayani hükümdarı Behmen tarafından gönderilen “Raham” adlı oğlu olduğu söylenir. Bu Raham ise…

                     Sayfa: (29)

                                       1. Editoryal Metot ve Yazma Nüshalar

          Yazar, metni oluştururken imla ve noktalama işaretlerini asgari düzeyde tutmuş, özellikle özel isimlerin yazımında müellif veya müstensihlerin (kopyalayanların) özgün tercihlerini korumaya gayret etmiştir.

        İmla Tercihleri: Farsça tamlamalarda kullanılan hemzeleri (ء) sadece asıl yazmada bulunduğu yerlerde bırakmış, saf Farsça kelimelerdeki “tâ-i merbûta” (ة) yerine “tâ-i meftûha” (ت) kullanmıştır (örneğin “hayât” (حيات) gibi).

        Karşılaştırmalı Çalışma: Metin kurulurken Khanikof nüshası gibi diğer önemli yazmalardan faydalanılmış, asıl nüshadaki boşluklar (…) veya okunamaz kısımlar titizlikle işaretlenmiştir.

        Avrupa’daki Nüshalar: Eserin Viyana, Londra (British Museum) ve Paris’te bulunan diğer önemli nüshaları ile Türkçe tercümelerinin dökümü verilmiştir.

                                          2. Kürdistan Coğrafyası ve Sınırları

          Bilimsel mukaddime bölümünde Kürdistan, nüfusun çoğunluğunu Kurtların (Ekrâd) oluşturduğu geniş bir bölge olarak tanımlanır.

           Genel Sınırlar: Kuzeyde Ağrı Dağı’ndan (Cebel-i Ararat) başlayarak güneyde Arap Irakı ile sınırı çizen Hamrin Dağları’na kadar uzanır.

          Bölgesel Dağılım: Doğu sınırları İran’ın içlerine (Luristan) kadar giderken, batıda Fırat Nehri ve Malatya civarına kadar ulaşır.

           Fiziki Yapı: Bölgenin kuzeyi sarp, ormanlık ve yüksek dağlarla (volkanik araziler) çevriliyken; güneyi Dicle ve Fırat’ın suladığı verimli ovalardan oluşur.

                                       3. Nüfus Verileri ve Etnik Dağılım

           Yazar, dönemin resmi istatistiklerinin (Şemseddin Sami veya Batılı ansiklopediler) Kurtlar (Ekrâd) nüfusunu düşük gösterdiğini savunur.

           Tahmini Rakamlar: Toplam nüfusun yaklaşık 7.000.000 (yedi milyon) olduğunu ileri sürer.

           Coğrafi Dağılım: Türkiye’de 4,5 milyon, İran’da 1,5 milyon, Irak’ta 500 bin, Rusya (Kafkasya) ve Suriye’de ise 250’şer bin kişinin yaşadığını belirtir.

           Geniş Yayılım: Kurtların sadece ana vatanlarında değil; Ankara, Konya (Haymana), Horasan, Afganistan ve Belucistan gibi uzak bölgelerde de yerleşik veya göçebe gruplar halinde bulunduklarını kaydeder.

                                     4. Tarihsel Köken ve Dil (Asıl ve Dil)

             Kurtların (Ekrâd) kökeni, antik Mezopotamya ve İran medeniyetleriyle ilişkilendirilir:

            Karduk ve Guti Tezi: Ksenofon’un bahsettiği Karduklar (Karduchoi) ve çok daha kadim olan Gutiler (Gutu), Kürtlerin ataları olarak görülür. “Guti” veya Asurca “Kardu” kelimesinin “savaşçı/kahraman” anlamına geldiği belirtilir.

           Soya Dönük İnançlar: Kelhur ve Guran gibi kabilelerin, şecerelerini kadim Kayani hükümdarlarına ve mitolojik kahramanlara (Guderz gibi) dayandırdıkları aktarılır.

          Dil ve Lehçeler: Kurtça (Ekrâdca), antik Aryen dilleriyle bağdaştırılan “Behlavi” (Pehlevi) kökenli bir dil olarak tanımlanır. Başlıca dört büyük lehçeye (Kurmanci, Gorani, Luri ve Kelhuri) ayrıldığı ve bu lehçelerin birbirine yakınlığı vurgulanır.

                     Sayfa: (30)

            Bu karmaşık meseleyi açıklığa kavuşturmak için, yaklaşık yüz yıl önce Malte-Brun’un coğrafya kitabında “İran” kelimesinin anlamı hakkında yazdıklarının bir özetini buraya aktarıyoruz. Bu kelime Doğu’da “İran” veya “Yeran”, Batı’da ise yaygın olarak “Aryana” şeklinde bilinir. Büyük medeniyetlere sahip Aryen milletleri arasında kullanılan İran dillerinin gelişiminde şunlar kaydedilmiştir:

          Antik çağdakilerin “Aryenler” ile “İskitler” (Tatarlar) arasında bir ayrım yapmadıkları, aynı şekilde “Turan” ile “İran” kelimelerini de birbirinden ayırmadıkları söylenir. Oysa İstahr abideleri üzerinde “Aryane” kelimesi yazılıdır. Bu isim, Yunanlıların bildiği “Aryana” isminin aynısıdır. Bazı Yunan bilginleri bu ismi sadece günümüz İran’ının doğusuna (Horasan ve Afganistan) vermiş olsalar da, tarihin babası Herodot, “İran” lafzının ülkenin doğusunu ve batısını kapsayacak şekilde tüm bölgelere verildiğini açıkça belirtmiştir. Zira Med halkının kuşkusuz “Aryen” olarak isimlendirildiği bir gerçektir.

           Aryana dillerinin en kadim olanları Zend ve Pehlevî dilleridir. Zend dili, “Avesta” adı verilen eski İran dini kitaplarının diliydi. Bu dil, İran platosunun kuzey bölgelerinde, Horasan’dan başlayarak Buhara ve Azerbaycan’a kadar hakim durumdaydı. Bu dilin, Mecusiler (Zerdüştler) katında kutsal sayılmasına bir engel yoktur; tıpkı son asırlarda Hint alimleri nezdinde kutsal sayılan Sanskritçe gibidir. Bu iki kadim dilin pek çok ortak kökene sahip olduğu da bir gerçektir.

           Pehlevî diline, yani “kahramanların ve savaşçıların dili”ne gelince; bu dilin Irak-ı Acem’de, büyük Medya’da ve Pers (Fars) eyaletinde kullanıldığı görülmektedir. Bazı araştırmacılar, bu dilin Kyros (Cyrus/Keyhüsrev) soyundan gelen kralların saraylarında ve divanlarında kullanılan yegâne dil olduğu görüşündedir. Evet, bu dilde komşuluk ve siyasi otorite etkisiyle Keldani ve Asur dillerinden geçmiş pek çok kelime bulunmaktadır. Ayrıca Mecusilerin kitapları tercüme edildiğinde…

                 Sayfa: (31)

       …antik çağlardan Zend dilinden Pehlevî diline tercüme edilmiştir. Sasaniler döneminden kalma bu dille yazılmış kitabeler de mevcuttur. Bu, dilin Sasaniler devrinde divanlarda (resmi dairelerde) kullanıldığına dair bir delildir. Ancak M.S. 211 yılından 632 yılına kadar kademeli olarak, asalet ve medeniyet mirasını devralan Pehlevîlerin dilini kullanmayı reddettiler. Bunun yerine Elburz Dağları’na gittiler ve o dönemde kralların emriyle tüm İran topraklarına hakim olan “açık ve saf Fars dili”ni (Fars eyaletinin lisanı) kabul ettiler. Bu dil, Pehlevî dilinden çok daha kolaydır; zira   Pehlevî dili de Zend dilinden daha kolaydı.

          Araplar yedinci miladi yüzyılda İran topraklarını istila edip Fars devletine son verdiklerinde, bu dil parlaklığını ve saflığını yitirdi. M.S. 977 yılında Büveyhiler (Deylemliler) devrinde, kadim ve parlak medeniyete sahip eski İran dillerinden birini ihya etmek istediklerinde, kendilerine en yakın ve en yeni olan Fars dilini seçtiler. Fakat bu dilin durumunun değiştiğini, Arapça kelimelerin karışmasıyla tamamen bozulduğunu ve aslından saptığını gördüler. Bunun üzerine şairler, hatipler ve belagat ustaları; Zend, Pehlevî ve Kadim Kurtça (el-Kurtiyye el-Kadîme) gibi eski İran dillerinden kelimeler seçerek, telaffuzu hoş, kelimeleri kolay ve tatlı bir lehçe oluşturdular. İşte bugün İran ülkelerinde yaygın olan modern Farsça (el-Farsiyye el-Hadîse) budur. Eski Farsça ise; Firdevsî’nin Şehnâme’si, Mecusilerin dini kitapları ve sadece din adamları arasında korunmuş olan metinler sayesinde bugüne ulaşabilmiştir (Bkz: Malte-Brun Coğrafyası’nın Arapça tercümesi, s. 121).

Tüm bunlardan şu sonuç çıkmaktadır: Kurtlar (Ekrâd) milleti, İran platosunda parlak bir medeniyet kuran en eski İranlı (Aryen) ümmetlerden biridir. Onların otoritesi…

                   Sayfa: (32)

        …hükümranlıkları doğuda Sind Nehri’ne, batıda ise Dicle ve Fırat vadilerine kadar uzanmıştır. Dilleri, imparatorluğun tüm bölgelerinde kahramanların ve savaşçıların lisanı olan “Pehlevî” veya “Pehlevânî” adıyla Kurtça (el-Kurtiyye) olarak hakimiyet sürmüştür. Büyük İskender (Makedonyalı) tarafından yıkılan bu ilk İran imparatorluğundan sonra, tarihlerde “Eşkâniyân” (Arsaklılar) olarak anılan Mülûkü’t-Tavâif dönemi gelmiş; bunlar bir süre İran üzerinde üstünlük mücadelesi vermişlerdir. Nihayet Fars (Şiraz) eyaleti meliki, diğer tüm bölgesel meliklere galip gelerek tarihte “Sasaniler” olarak bilinen ikinci İran imparatorluğunu kurmuştur. Zamanla “Fars” kelimesi, antik ve modern anlamda “İran” kelimesiyle eş anlamlı hale gelmiş; bu da ilk İran imparatorluğunun aslen Pehlevî-Kurt (Kurtiyye Behleviyye) karakterine sahip olmasına rağmen “Fars” olarak nitelenmesine yol açmıştır. Zira “Fars Milleti”, İran medeniyeti ve ihtişamı içinde ne kadar kadim olsa da, ilk İran medeniyetlerini kuran kız kardeşi **”Kurt Milleti”**ne (el-Ümme el-Kurtiyye) kıyasla tarih sahnesine daha geç çıkmıştır.

           Muhammed Ali Avni Mısır Kraliyet Divanı Türkçe ve Farsça Mütercimi


         (Şerefname’deki İsimler Üzerine Notlar İçin Kullanılan Kaynaklar)

        Bu çalışmanın ve Şerefname’de geçen özel isimlere dair açıklamaların hazırlanmasında istifade edilen başlıca kaynaklar şunlardır:

  • Mesâlikü’l-Ebsâr
  • et-Ta’rîf bi’l-Mustalahi’ş-Şerîf
  • Subhu’l-A’şâ
  • Mu’cemü’l-Büldân
  • Merâsıdü’l-Ittılâ
  • Kâmûsü’l-A’lâm (Türkçe)
  • Encyclopædia Britannica (İngilizce Ansiklopedi)
  • İslam Ansiklopedisi (Fransızca)
  • Türkçe ve Farsça çeşitli tarih ve coğrafya kitapları ile şahsi özel Kurtça gezi notları.

                     İbrahim Şimşeğin bu kitabı çevirirken eklediği ektir.

Akademik Dipnot: Kurt/Kord/Kurd Terimlerinin Karşılaştırmalı Etnografik Analizi

Şerefname’nin çeviri sürecinde kullanılan terminoloji; klasik Arapça, Ermenice, Pehlevice (Orta Farsça) ve Süryanice kaynakların eşzamanlı (senkronik) analizi üzerinden yapılandırılmıştır. Bu bağlamda şu hususlar akademik olarak tescil edilmiştir:

          Farsça ve Pehlevice Kayıtlarda “Kord” (ܟܘܪ̈ܕܝܐ / کرد): Şeref Han’ın metnine temel teşkil eden ve 8-9. yüzyıllara tarihlenen Šahrestānīhā ī Ērānšahr (İran Şehirleri) gibi Pehlevice metinlerde ve klasik Farsça yazımlarda terim, fonetik olarak “Kord” (Kordân) şeklinde tezahür etmektedir. Bu durum, Zahhak efsanesinde dağlara sığınan gençlerin tanımlandığı bölümlerde açıkça görülmektedir. Çeviri sürecinde, orijinal Farsça metinlerdeki bu “Kord” yazımı korunarak, terimin tarihsel gelişimi muhafaza edilmiştir.

          Mesudi ve Urfalı Mateos Karşılaştırması (Kurtlar/Ekrât): Mesudi’nin (ö. 956) Mürûc ez-Zeheb (Altın Bozkırlar) adlı eserinde Arapça “Ekrât” (KRD) olarak geçen kabile dökümleri, onun çağdaşı olan Urfalı Mateos’un Ermenice kroniğinde (1869 Kudüs baskısı) fonetik bir karşılık olarak doğrudan “Kurt” (Քուրթ) şeklinde kaydedilmiştir. Mateos’un 9. yüzyıl Urfa olaylarını anlatırken kullandığı “Kurt (Քուրթ) halkı gelip Arapların ata yadigârı şehrini istila etti” ifadesi, Arapçadaki “Kurd” kelimesinin o dönem bölge lehçelerindeki “Kurt” telaffuzunu teyit etmektedir.

          Süryanice Kaynaklarda “Kord” ve “Karduk”: Bar Hebraeus’un (13. yy) Chronicon Ecclesiasticum adlı eserinde, Turabdin ve bölge olayları anlatılırken terim Süryanice “Kord” (ܟܘܪ̈ܕܝܐ) olarak geçmektedir. Mesudi’nin tasnifindeki “Karduk” yazımı ile Bar Hebraeus’taki bu kullanım, bölgedeki Türkmen/Oğuz aksanlarındaki telaffuz farklılıklarını yansıtmaktadır.

          Terminolojik Tercih (Kurt/Kord/Oğuz): Mesudi’nin Sicistan ve Horasan dolaylarında yaşayan Oğuzları (Gouze/Guz) Türk ırkının bir dalı olarak tanımlaması ve Urfalı Mateos’un bu toplulukları tanımlarken “Kurt” (Քուրթ) tabirini kullanması dikkate alınarak; Şerefname çevirisinde Arapçadaki KRD yazımı, tarihsel aksan ve lehçe farklılıklarına (Kurt/Kord) vurgu yapılarak aktarılmıştır. Bu tercih, Türk ve Türkmen aşiretleri arasındaki şive, aksan ve yazılış çeşitliliğini bilimsel olarak yansıtmayı amaçlamaktadır.


Akademik Not: Çeviri sırasında orijinal Farsça metinlerde kelimenin “Kurt” değil, “Kord” şeklinde geçtiği, ancak çağdaş Ermeni ve Süryani kroniklerindeki fonetik karşılıkların (Kurt/Kord/Karduk) bu toplulukların coğrafi ve siyasi birleşme süreçlerini (tek millet tezi) desteklediği saptanmıştır.


            Youtube kanalımıza

X