Bu tarihsel ve coğrafi alıntılar, esas olarak Kürtlerin (Kurtlar) kökenlerini, coğrafi dağılımını ve savaşçı özelliklerini incelemektedir. Kaynaklar, modern Kürt kimliğini, Asur ve Ermenistan sınırlarında yaşayan eski Carduchi (Karduşoi) ve Gordiani gibi halklarla sürekli olarak ilişkilendirmektedir. Bu dağlık halk, tarih boyunca Zagros Dağları çevresinde konumlanmış ve Persler veya Romalılar gibi büyük güçler tarafından tam olarak boyun eğdirilememiş, son derece bağımsız bir yapı sergilemiştir. Metinler, Kürtlerin antik dönemde Ksenophon’un geri çekilmesi sırasında yarattığı zorluklara dikkat çekerken, aynı zamanda dil ve ırk açısından İran halkları koluna ait olduklarını belirtmektedir. Ayrıca, bazı yazarlar Kürtlerin Keldanilerle ve eski Kasschi/Cosséens ile olan olası bağlantılarını ortaya koyarak etimolojik köklerinin sürekliliğini vurgulamaktadır. Son olarak, Kürtler, Anadolu’dan Horasan’a kadar geniş bir alana yayılan ve bölgelerinde sık sık Türkmenlerle çatışan ya da onlarla birlikte Transkafkasya’yı yöneten çalkantılı bir nüfus olarak tanımlanmaktadır.
Bu akademik yorumlama, sunduğunuz kaynaklarda yer alan ve “Kürt/Ekrad” kimliğinin, dilinin ve tarihsel şahsiyetlerinin kökenleri ile ilgili tartışmaları, etimolojik analizleri ve siyasi iddiaları özetlemektedir.
I. Sorunun Yapaylığı ve Siyasi Çerçeve
Kaynak, adına “Kürt Sorunu” denilen meselenin, aslında “yapay sorun” olduğunu ve emperyalistlerce, dahili ve harici ihanet şebekeleri beslemelerinin kullanılmasıyla köpürtülüp günümüze kadar getirildiğini ileri sürmektedir. Bu “yapay sorun”un, sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Güçleri’nin omuzlarına yüklenerek, sadece güvenlik operasyonlarıyla yok edilmesi istendiği, ancak “Milli Güvenlik ve Devlet Bekası” olarak tam koordine edilmediği belirtilir.
Yazara göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da uygulanan psikolojik harp stratejisinin amacı, “Kürt” adı altında, bir “Kürt Ulusu” yaratma arzusunun yaşanmasıdır. Bu ayrıştırma siyasetinin, Vatikan ve Cizvitler tarafından sinsice hazırlanmış olan “Kürt” piyonuna hizmet ettiği ve toplumsal bölünmeye neden olduğu iddia edilmektedir.
Yazar, bu tarihi bilgi ve belgeleri paylaştığı için “ırkçı,” “faşist” ve “kafatasçı” gibi söylemlerle sosyal medyada linç edilmeye ve ambargo altına alınmaya çalışıldığını belirtir. Ona karşı bu baskıyı uygulayanların çoğunluğunu ise Atatürkçülük, Sosyalizm ve Hümanizm maskesi ardına bürünmüş sözde aydınlanmacılar, tarihçiler ve Atatürkçülerin oluşturduğunu öne sürmektedir.
II. Etimolojik ve Dilbilimsel Analizler
Kaynaklar, “Kürt” ve “Ekrad” kelimelerinin etnik bir kökeni temsil etmekten ziyade, sosyal, coğrafi veya askeri bir durumu tanımladığına dair kapsamlı dilsel ve tarihi kanıtlar sunmaktadır:
A. “Curd” ve “Kurt” Kelimeleri
1. “Curd” Kelimesinin Kökeni: Latince kökenli “Curd” kelimesinin öncelikle “lor peyniri” veya “kesik süt/yoğurt” anlamına geldiği belirtilir. “Curd” sözcüğünün Batı’dan Doğu’ya gelmiş olduğu görülmektedir.
2. Sözlük Anlamları: 15. yüzyıl kayıtlarında (Calepinus, 1510) “Curd” sözcüğünün “eşkıya,” “soyguncu,” “hırsız,” “yağmacı” anlamlarında da karşımıza çıktığı belirtilir. Erken dönem Latince kaynaklarda (Adelphus, 1510) geçen Curdelitas kelimesi, “zalimlik, acımasızlık” anlamına gelen crudelitas‘ın bir varyantı olup, Curde kelimesinin zalim, hırsız, soyguncu manalarına geldiği ifade edilmektedir.
3. Ses Değişimi: Kaynaklar, Batı dillerindeki “u” sesinin Türkçe’ye “ü” olarak aktarılması (vokal değişimi) nedeniyle “Kurt” (Wolf) kelimesinin “Kürt” olarak seslendirildiği sonucunu çıkarmaktadır. 11. yüzyıla ait Ermeni Kroniği’nde geçen “Քուրդն-K’urdn” kelimesinin aslında “Kurt” anlamına geldiği, ancak siyasi bir çarpıtmayla “Kürtleştirildiği” iddia edilir.
B. “Ekrad” ve “Eqrat” Kelimeleri
1. Arapça ve Osmanlı Kullanımı: “Ekrad” kelimesinin, Arap alfabesinde “ü” harfinin olmaması nedeniyle, Arapça’da kullanılan “Krd” kelimesinin “Kürt” olarak okunmasının sorunlu olduğu ileri sürülür. Osmanlı divanında bu kelimenin “Kerd” olarak kullanıldığı belirtilmiştir.
2. Mesudi’nin Rivayetleri (9. Yüzyıl): Mesudi’nin eserlerinde (9. yüzyıl) “Ekrad” kelimesinin Araplardan ayrılarak dağlara yerleşen topluluklardan geldiği veya Davud oğlu Süleyman’ın köle kızlarının iblisle çiftleşmesi sonucu “sürgün edilenler” (karrad/kerd) olarak telaffuz edilmesi gerektiği rivayet edilir. Mesudi, “Ekrad” olarak bahsettiği insanların “yaylak” ve “kışlak” hayatı yaşayan ve sürülerini otlatan topluluklar” olduğunu belirtir.
3. Eqrat ve Süvarilik: Erken dönem Latince kaynaklarda (14.-15. yüzyıllar) geçen “Eqrat” kelimesinin, dilbilimsel analizlere göre “atlı, süvariye ait” anlamına gelen equester kelimesinin kısaltılmış bir varyantı olduğu ve “atlı süvari birlikleri” manasında kullanıldığı görülmektedir. Bu durum, “Ekrad” kelimesinin atlı süvari birlikleri ile, savaş alanlarındaki Kürtlerin (Curdes) zalimlikleri, hırsızlıkları ve soygunculuklarıyla bağlantılı olabileceği ve zamanla bu eşkıyalığın bir etnik kökene dönüştürülmek istenmiş olabileceği sonucunu doğurmaktadır.
III. Etnik Kimlik ve Tarihsel Bağlantılar
Kaynaklar, “Ekrad” veya “Kürt” olarak adlandırılan toplulukların kökenlerinin Türk/Türkmen ve Tatar halklarına dayandığına dair güçlü veriler sunduğunu iddia etmektedir:
A. Türk/Türkmen ve Tatar Bağlantısı
• Genel Türkmen Bağlantısı: Bazı Batı kaynakları, “Kourdes ou Kurdes” kelimesini “Kurdistan’daki Türkmen-Tatar halkları” olarak tanımlamaktadır. Seyyahlar da “Kürt” dedikleri toplulukların “Yörükler” (yürüyüşçüler/göçebeler) olarak karşımıza çıktığını belirtmiştir. Osmanlı kayıtlarında bu grupların “Ekrad-ı Yörükan” ve “Yörükan-ı Ekrad” olarak geçtiği belirtilir.
• Şeref Han ve Karakoyunlular: Şeref Han’ın Şerefname‘de “Kürdistan’da” yaşayan yerli halkın “Karakoyunlular” olduğunu belirtmesi de Türkmen bağını güçlendirmektedir.
• Kafa Tasları Çalışmaları: 1882 tarihli CRANIA ETHNICA eserinde, Kürdistan ve Luristan’daki ırk karışımında Türkmen unsurunun baskın rol oynadığı belirtilmiş; ölçülen Kürt kafataslarının, gerçek Türkleri hatırlattığı kaydedilmiştir.
• Yafet Soyu: Bazı dini metin yorumlarında, Nuh’un oğlu Yafet’in soyundan gelenlerin, Kuzey’den Avrupa, Afrika ve Asya’ya yayılan halkların sebebi olduğu; bunlardan Tatarlar ve Türklerin uçsuz bucaksız krallıklarının ortaya çıktığı belirtilmiştir.
B. Selahaddin Eyyubi ve Atabeyler
• Türk Prensi Unvanı: İbnü’l-Esir’in “Ekrad” dediği Selahaddin Eyyubi’nin aslen Atabeyler olduğu, ve bir Kilise kaydında (1192) “Türklerin prensi Selahaddin” (Saladinum principem Turcorum) olarak anıldığı görülmektedir. Ayrıca, birçok Batı kaynağında “Türk Saladin” olarak adlandırılmıştır.
• Dil Kullanımı: Usame’nin kayıtlarında, Atabek Nurettin Zengi ve Atabek Selahaddin Eyyubi’nin aralarında Türkçe konuştukları belirtilmiştir.
• Atabeklere Verilen İsim: “Ekrad” kelimesinin Batılı karşılığı olan **”Curdes”**in, genel manada “Atabeklere” verilen bir isim olabileceği ileri sürülmüştür. Atabek Selahaddin’in otoritesini tanıması istenen Kutbeddin’e hitaben, “ikiniz de ‘Ekrat’sınız ve yüksek komutanlığın Türkmenlere geçmesine izin vermeyeceksiniz” denilmesi, bu durumun Orta Asya Türkleri ile Hazar Türkleri arasındaki bir çatışmaya işaret ettiğini düşündürmektedir.
• Karaca Tigin Örneği: İbnü’l-Esir’in “Hakkari Kürtleri ülkesinin derebeyi prensi” dediği Karaca Tecné’nin (Tigin), İbn Şeddad tarafından açıkça “Türk Karaca” olarak adlandırıldığı görülmüştür.
IV. Kürdistan ve Kürt Dili Üzerine Görüşler
• Kürdistan Kelimesi: Seyyah Pietro della Valle’ye göre, “Kürdistan” kelimesinin bölge halkına atfen değil, toprağın kırmızımsı renginden dolayı Partlar tarafından “Kor-destan” denilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi’nin bölgeyi “Kur-distan ü Sengistan” (Kurtlar ve Taşlarla dolu bir ülke) olarak adlandırdığı kaydedilmiştir.
• Dilin Yapısı: Kürtçe’nin diğer dillerden (Arapça, Türkçe, Farsça) farklı olduğu kabul edilmekle birlikte, Arapça ve Türkçeden bozulmuş, özel ve kaba bir dil (kaba Farsça’ya benzeyen) olarak tanımlanır.
• Dilin Oluşumu: 18. yüzyılda ilk Kürtçe dilbilim çalışmasını yapan misyoner Maurizio Garzoni, Kürtçe’nin Farsça, Arapça ve Türkçe kelimelerin harmanlanmasıyla oluştuğunu ima etmiştir. Garzoni’nin, Hıristiyanları eğitmek için herkesin ortak dili olan Kürtçe’nin yeterli olduğunu savunması dikkat çekicidir.
• Dilsel Köken İddiaları: Bazı Kürt prenslerinin saray dili olarak Guranî dilini tercih ettiği ve bu dilin Güney Kürdistan’da ortak edebi dil (koiné) haline geldiği belirtilmiştir. Bu dillerin İranî karakterini kanıtlamaya yönelik girişimlerin, dildeki yoğun Türk ve Turan unsurları nedeniyle yetersiz kaldığı da kaynaklarda yer almıştır.
V. Tarihsel Kayıtlarda Toplumsal Davranışlar
Tarihi kayıtlarda “Ekrad” veya “Curdes” topluluklarının, yerleşik otoriteler tarafından olumsuz olarak tasvir edildiği görülmektedir:
• Haydutluk ve Soyguncu: 15. yüzyıldan itibaren “Curd” kelimesi eşkıya, soyguncu, hırsız anlamlarını taşımıştır. 11. yüzyıl kayıtlarında dahi “Ekrad”, yolları gözetleyerek yoldan geçenleri soyan sürgün edilmiş topluluklar olarak anlatılmıştır.
• Kölelik: Tarihsel olarak köle pazarında en ucuz kölelerin Kürtler olduğu ve halk arasında sevilmedikleri belirtilmiştir.
• Sert Karakter: P. M. Giuseppe Campanile (1818), Kürd’ü doğası gereği sert (burbero), eğitimi gereği batıl inançlı, mesleği gereği hırsız (laijro), doğası ve dini nedeniyle cahil ve hakları konusunda kıskanç olarak tanımlamıştır.
Karmaşık Kimliklerin Metaforu
Tarihi kayıtlardaki “Ekrad” veya “Curdes” teriminin kullanımı, bir kovanın üzerine “bal” yazılmasına benzetilebilir; ancak kovanın içindeki içerik, o bölgenin ihtiyacına, o anki siyasi duruma veya içeriği oraya yerleştiren kişinin algısına göre değişen (bazen sadece savaşçılar, bazen Türkmenler, bazen de haydutlar) farklı unsurların bir karışımı olabilirdi. Yani etiket (Curdes-Ekrat), her zaman içindeki özü (tek bir etnik milleti) kesin olarak tanımlamamaktadır.

